Karayoluyla Asya Uzak Doğu Gezisi

 

English Version
 
Yazılış tarihi:
Yazılış yeri:
 
 
29-12-2004/1-01-2005 - Ko-Pha Ngan, Tayland 

Sonunda Ko Pha Ngan adasında geçirdiğim 5 günlük tatil sona erdi. Oldukça garip bir tatildi, bu kadar hayalini kurduğum ve uğuruna rotamı değiştirdiğim bu yolculuğun daha başında aldığım deprem haberleri yeterince kaygı vericiydi. Asıl büyük şok ise felaketin 3. gününde olayların sadece basit depremlerden ibaret olmadığı, binlerce insanı etkileyen bir tsunami gerçekleştiğini öğrenmemdi. 

Bu insanlara garip gelebilir, yani felaket bölgesinde bulunan birisini felaketin büyüklüğünü bu kadar geç öğrenmesi. Fakat şöyle bir durum var, normal yerleşik yaşama sahip birisi bütün gün televizyonun başında en kanlı canlı görüntülerle bombardımana tutuluyor. Bu tür bir seyahatte ise yalnız olmanız ve sürekli hareket halinde olmanızdan dolayı felaketin yaşandığı bölgede dahi olsanız medya bombardımanına tutulmadığınız için olayın ne kadar büyük olduğunu anlamanız vakit alabiliyor. Benim olayın bu kadar büyük olduğunu öğrenmem adadaki 2. günümde sahilde dolaşırken bir kampingin restoranına girmem ve orda televizyonda haberleri görmem sayesinde oldu. 

Bulunduğum coğrafyada devasa bir felaket yaşandığını öğrenmem üzerine hemen internet'ten felaket bölgesinde gönüllü olarak yapabileceğim bir şey var mı diye baktım, fakat forumlarda "Sağlık memuru veya benzeri türde felaket bölgesinde işe yarayacak bir eleman değilseniz gelmeyin" deniyordu. Zaten Phuket vb yerlerde insanlar açıktalardı, yiyecek sıkıntısı vardı, bir de gönüllü olarak gelen fakat bir işe yaramayan insanlar ortalıkta gereksiz kalabalık yaratıyorlardı söylenenlere göre. Sanırım bunun bir benzeri de Türkiye'de yaşanan deprem sırasında olmuştu. Bu okuduklarıma dayanarak ve adadaki diğer turistlerle bakarak verdiğim karar adada kalmak ve tatilime devam etmek yönünde oldu. 

Adalılar muhtemelen turistleri ürkütmemek için genelde televizyonlarda haber kanallarını açmıyorlardı, sürekli film oynatıyorlardı, gazete desen zaten bulunmuyordu. Akşamları da havai fişek gösterileri dahil eğlence tam gaz devam ediyordu, gerçekten bu adada dünyanın geri kalanından oldukça kopuk bir haldeydik, bir miktar The Beach filmini hatırlatıyordu halimiz. Fakat ada halkının bu tutumu anlayışla karşılanabilir, duyduğum kadarıyla alakasız bölgelerdeki insanlar bile tsunami korkusuyla veya bir felaket yaşanırken tatil yapıyor olmanın vicdan azabıyla Tayland'ı terk etmeye başlamışlardı. Bu tutumun ise tsunami bölgesinden uzaktaki bizim adamızın esnafına veya benzer turistik bölgelerdeki insanlara hiçbir yararı yoktu, tatile devam etmek ve en azından turizm gelirlerinin kesintiye uğramamasını sağlamak sanırım yapılabilecek en iyi şeydi. 

Bir de benim başıma kişisel felaket geldi bu tatil sırasında. Motosiklet tüm güney-doğu Asya'da olduğu gibi son derece yaygın bir şekilde kullanılıyor. Adada belirli saatlerde belli yerlere işleyen dolmuş pick-up'ların dışındaki en makul ulaşım aracı bunlar. Ben ise hayatımda hiç motosiklet kullanmadım, fakat çok zor olmayacağını düşündüğüm için bir tane kiralamaya karar verdim. Motosikletin kirası çok ucuzdu, 1 günlük benzin dahil yaklaşık 200 baht. Fakat sorun şu ki bu ada fazla gelişmiş değil ve yollarının büyük bölümü çok kötü durumda. Benim motoru kiraladığım yerdeki yolda sadece toz-topraktan oluşan bir yokuşluktu, ana caddeye ulaşmak için bu yolu kullanmam gerekiyordu. 

Motoru kiraladığım adam bana basitçe nasıl kullanacağımı anlatı, fakat daha o toprak yolu ilk tırmanma denememde kendimi yerde buluverdim.Anlaşılan bayağı bir çekeceğimiz vardı bu mereti kullanmayı öğrenirken. Sonunda güç bela kendimi ana yola attım ve yolun durumunun iyi olması sebebiyle biraz ısınmaya başladım. İkinci düşüşümü son derece dik bir yokuşu tırmanırken yaşadım. Allahtan yanımdan geçmekte olan bir Tay çift durdu ve yardım ettiler bana. Ayrıca yokuşu mutlaka birinci viteste çıkmamı, böyle yüksek viteste çıkarsam düşeceğimi söylediler. 

Düşe kalka adanın diğer ucuna, Dolunay Partilerinin yapıldığı Hat Rin'e kadar gittim. Ama açıkçası bir ıstıraba dönüştü bu olay, adanın bu bozuk veya yokuşlu yolları kesinlikle benim gibi bir acemiye göre değildi. Bir miktar gezdikten sonra stres içinde 
Dönüş yolculuğuna başladım ve hiç düşüp kalkmadan Hat Yao'ya ulaşabildim 

Fakat ne olduysa bundan sonra oldu. Motoru teslim etmem gereken yerle aramda sadece o kısa fakat yokuş aşağı toprak yol kalmıştı. Bunun atlatacağımı düşünüp gaz verdim ve yavaş yavaş inmeye başladım. Fakat bir anda ne olduysa oldu, kendimi son sürat aşağıya inerken buldum. Fren yapmaya çalıştıkça daha da hızlanıyordum, sonunda kendimi yerde ve motorun altında buluverdim.

Yerde ne olduğunu anlamaya çalışırken insanların bana doğru koşturduklarını gördüm. Gelip beni motorun altından çıkardılar. Hayret, yaşıyordum. Genç bir grup beni otellerine götürdü. Sol ayağım oldukça kötü durumdaydı, baş parmak bölgesi parçalanmıştı. Hemen pansuman malzemeleri getirdiler ve yaramı temizlemeye başladılar. Bir yandan da anlatıyorlardı, geçirdiğim kazayı uzaktan görmüşler ve sağ çıkmama hayret etmişler, inanılmaz şanslıymışım. 

Ben ise yaşadığım şoku tam atlatmamıştım, titriyordum. Bu cennet adada olması gereken bir şey değildi bu. Neyse ki sonra yavaş yavaş sakinleştim. Elemanlardan birinin babasının bu adada yoga merkezi varmış, sağ olsun motoru da götürüp tanıdığı bir yere yaptırdı ve 5 kuruş para ödemedim. Bana anlattıklarına göre gerçekten her açıdan çok şanslı olduğumu anladım. Bu adada bu tip kazalar çok yaygınmış hatta o kadar çok insan yaralanıyormuş ki bu motor yaralarına "Ko Pha Ngan" dövmesi deniyormuş. Gerçekten de adada kaldığım süre boyunca benim gibi yara bere içinde çok insan gördüm. Ayrıca normalde böyle kaza yapan insanlardan motoru kiralayanlar son derece yüksek miktarlarda paralar alıyorlarmış, bundan yırtmama da koruyucu meleğimin mesaide olduğunun göstergesi oldu. 

Bu tatsız olay gerçekten beni çok etkiledi, ayrıca yaram yüzünden 1-2 gün denize de giremedim. Olayın görüntüleri aklımdan çıkmıyordu, tekrar tekrar yaşıyordum, bu olay için sürekli kendime kızıyordum. Kaldığım yerin verandasında oturmuş oradaki bir Tayland LP'ını okurken bir bölüm dikkatimi çekti. Bu bölümde başta Ko Pha Ngan'da olanlar olmak üzere motor kazalarına değiniliyordu. Sıraladıkları sebeplerden biri çok ilginçti benim için. Buna göre, eğer motosikleti kullanan acemi kişi önceden bisiklet kullanmaya alışıksa, bisikletle sağ elle fren yapma hareketi ve motorda sağ elle gaz verme hareketi birbirine çok yakın olduğu için bir karışıklık olabiliyor ve bu kazaya yol açabiliyormuş. Benim durumumda da sanırım bu olmuştu, bu maddeyi okuduktan sonra biraz rahatladım ve kendimi suçlamaya biraz ara verdim. 

Bu arada artıları da yok değildi tabii ki bu tatilin, hep böyle olaylı değildi. Her şeyden önce dediğim gibi deniz ve plaja doydum, muazzam bir atmosferde son derece cüzi bir fiyata kalmanın keyfini çıkardım. 

Ayrıca yılbaşı gecesi de gayet güzel geçti. En güzeli de arkadaşlarla beraber geçti. 
Yılbaşı partisi Dolunay Partilerinin yapıldığı Hat Rin plajında yapılacaktı. Dolmuş pick-up durağına doğru ilerlerken daha önce Bangkok otobüsünde tanıştığım İsraillilerle karşılaştım. Erkenden başlamışlardı içmeye, şimdiden kafaları güzeldi. Birer bira alıp hep beraber pick-up'a atladık, Hat Rin'e doğru yola çıktık. 

Yaklaştıkça trafik artıyordu, millet akın akın partiye gidiyordu. İndiğimiz yerde bir sürü içki satan tezgah vardı. İsrailliler deneyimli, burada içleri votka-red bull'la dolu kovalarının meşhur olduğunu söylediler ve bu kovalardan bir tane aldılar. Kovanın içinde dört tane de pipet vardı, yumulup başladık içmeye. Türkçe de cheers'ın şerefe demek olduğunu söyledim elemanlara, inanılmaz sevdiler bu kelimeyi, bundan sonraki bütün kovadan votka-red bull içişlerimizde bağıra çağıra şerefe dediler. Açıkcası bunlar oldukça canayakın İsraillilerdi ve bizim oralardan sayılacak bu insanlarla bir arada olmak oldukça bozuk olan moralimi düzeltmişti. 

Elimizde kova sahile ulaştığımızda ki manzara çok ilginçti, upuzun bir sahil onlarca sahne ve binlerce insanla dolu. Bizim sahile çıktığımız yerde Psychedelic Trance sahnesi vardı, bu da malum İsraillilerin neredeyse resmi müziği olduğu için adamlar biranda kendilerini kaybedip deli gibi dans etmeye başladılar. Tabii ben sakat ayakla pek ayak uyduramadım ama olsun. Bir süre sonra İsraillilerden biri zom oldu, diğerleri de mecburen erken sayılabilecek bir vakitte onu geri götürdüler Hat Yao'ya. Tek başıma kalıverdim birdenbire binlerce kişinin arasında. İnsan bu kadar büyük kalabalıkların ortasında daha bir yalnız hissediyor kendini?