Karayoluyla Asya Uzak Doğu Gezisi

 

English Version
 
Yazılış tarihi:
Yazılış yeri:
 
 
26/27-2004 - Bangkok, Tayland 

Tayland'ın son derece modern kara yollarında yaptığımız yaklaşık 10 saatlik bir otobüs yolculuğundan sonra nihayet Bankok'a vardık. Otobüs bizleri backpacker merkezi Khao San Road civarında bıraktı. Geldiğimiz vakit Cuma sabahı 4 civarıydı ve gece eğlencenin dozunu fazla kaçırmış ve orada burada sızmış backpackerlar ve onları uyandırmaya çalışan travestiler oldukça ilginç bir görüntü oluşturuyorlardı. Anlaşılan İstiklal Caddesi benzeri bir yerdi bu Khao San Road. Birkaç otele sorduktan sonra nihayet tapınağın yanındaki otellerden birinde 100 baht'lık bir yer bulabildim. Şimdiye kadar kaldığım en kötü yerlerden biriydi, penceresi dahi olmayan küçük bir hapishane hücresini andırıyordu ve müthiş nem ve sıcağa karşılık içeride sadece küçük bir vantilatör vardı. Gene de otobüste uyuyamamanın verdiği yorgunlukla hemen uykuya daldım. 

Burada kaldığım iki gün boyunca genelde Khao San Road civarında dolaştım. Bangkok son derece ilginç bir yer. Yaptığım bir yürüyüş esnasında gördüm ki şehir aşırı derecede geniş caddelerden oluşuyor. Bu caddelerin çoğunda ise kralın dev resimleri var. LP bu konuda uyarıyor, kral aşırı saygın, sakın hakkında atıp tutmayın, hapse kadar yolu var diyor. Yaptığım bu yürüyüşün sonunda hiç turistlerin olmadığı Pazar tarzı bir yere ulaştım ve meşhur kızarmış hamam böcekleri, çekirgeler vb'yi de görme fırsatım oldu. Bangkok'u ikiye bölen nehrin kıyısına da gittim fakat çok ilginç bir tarafı yoktu, sadece park fena değildi. Bangkok haritlardan anladığım kadarıyla devasa bir şehir, burayı adamakıllı gezmem için anlaşılan bayağı bir süre gerekecek. 

Khao San Road'a gelince, bu cadde ve etrafındaki alan Bangkok'un gerisinden bağımsız bir backpacker kasabası gibi. Fakat oldukça gürültülü bir kasaba, özellikle geceleri çıkartılan gürültünün, görüntü kirliliğinin haddi hesabı yok burada. Benim gibi sakinliği seven biri için bir kaç turdan sonra oldukça ürkütücü gelebilen bir yer. Turisti, Tay'ı binbir çeşit insan burada özellikle tur atıyor, etrafdaki barlarda oturup gelip geçeni seyrediyor. Ayrıca itiraf etmeliyim ki hiç bu kadar çok sayıda güzel kızı birarada görmemştim, her memleketin en güzel kızları burada fink atıyorlar. 

Gün boyu cadde üzerinde çeşitli tezgahlar kurulu, bu tezgahlarda sahte kimliklerden giysilere, juggling alet edevatlarından meyveye kadar her şey satılıyor. Benim en çok ilgimi çeken şey ise kuşkusuz bu sonuncusuydu. Bu meyve tezgahlarında dilimlenmiş buz gibi karpuz, ananas, jambu gibi meyveler 20 baht gibi komik bir fiyata satılıyorlardı. Gün boyu bu meyveleri yemekten artık normal yemek yemeye bile ihtiyaç duymamaya başlamıştım. 

Yemek demişken, sonunda meşhur Tay mutfağı ile de tanışma imkanım oldu. Bu civarlar malum backpacker mekanı, o yüzden gayet makul fiyatlara yemek satan restoranlar bulmak hiç de zor değil. Ayrıca tıpkı Myanmar'da olduğu gibi burada da kaldırımlar sokak üzeri restoranlarla dolu, hatta bu yüzden şehirde oldukça ağır bir koku hakim. İlk etapta genelde tavuklu veya tofulu Tay stili erişte yedim bolca, hele ki içine bir de kızarmış ananas eklenmişse gerçekten muazzam oluyrdu. Diğer Tay yemeklerini de sırayla deneyeceğim artık. 

Bangkok'dan sonraki hedefim olan Ko Pha Ngan'a gelince, anladığım kadarı ile adalara buradan gitmek oldukça kolaymış. Benim otelde ve diğer bütün otel ve acentelerde hemen hemen aynı fiyata adalara gidiş için kombine biletler satılıyor. Otobüs veya tren seçeneğini tercih edebileceğiniz bu kombine biletlere kaldığınız otelden alınmanız, adalara giden feribotların kalktığı Surat Thani'ye götürülmeniz ve buradan da feribotlara bindirilmeniz dahil. Fiyat da son derece makul, yaklaşık 450 baht. 

Bu seyahat boyunca karşılaştığım en garip olayın gelişmesi ise Bangkok'taki ikinci günümde başladı. Adalara gideceğim günün sabahı bir internet cafe'ye doğru yürürken bir restorandaki televizyona gözüm takıldı. Haberlere göre Endonezya'da bir deprem olmuştu. İlk etapta çok üzerinde durmadım ve olağan bir şey olduğunu düşünüp yoluma devam ettim. Girdiğim internet cafe'deki mail'i görünce ise oldukça şaşırdım. Annemin bir arkadaşından geliyordu e-mail, ailemin bana ulaşmaya çalıştığı fakat haber alamadıkları, iyi olup olmadığım soruluyordu. Bu mail'i okuduktan sonra "Ah benim panik annem, Endonezya'da deprem oldu o gene de telaşa kapılmış" diye düşünüp iyi olduğumu belirten bir cevap yazdım. 

Bizi adalara götürecek otobüsü beklemek üzere otelime döndüğüm zaman ise insanları pür dikkat televizyon seyrederken buldum ve ailemden gelen mail biraz daha açıklığa kavuşmuş oldu. Tayland'ın güneyinde de deprem olduğu yönünde haberler vardı, ölü ve yaralı sayısı konusunda ise net bir bilgi verilmiyordu. Otobüsün gelmesine çok az kalmıştı, resepsiyondaki görevliye depremin benim gideceğim yeri etkileyip etkilemediğini sordum, o da endişelenecek bir şey olmadığını, gönül rahatlığıyla gidebileceğimi söyledi adalara. Kısa bir süre haberlere bakıp bir şeyler anlamaya çalışırken otobüsümüzün geldiğini söylediler ve yola koyulduk. 

Yanımda oturan eleman Avustralya'da yaşayan İsrail asıllı bir elemandı. Ailesi pasifistmiş ve de İsrail'deki zorunlu askerlik sistemini protesto amacıyla Avustralya'ya yerleşmişler. Ona neler olup bittiğini sordum, depremle ilgili neler bildiğini sordum, o da benimle aynı durumdaydı, pek fazla bir şey bilmiyordu. Açıkçası hiçbirimiz neler olduğundan, durumun ciddiyetinden ve büyüklüğünden tam emin değildik. Bir süre sonra cep telefonum bipledi ve Türkiye'deki bir arkadaşımdan gelen "Oğlum iyi misin ne durumdasın" yazan mesaj beni iyice meraklandırmaya başladı.