Karayoluyla Asya Uzak Doğu Gezisi

 

English Version
 
Yazılış tarihi:
Yazılış yeri:
 
 
23-12-2004 - Yangon, Myanmar - Chiang Mai, Tayland 

Bir çarpma sesi ve ardından gelen uğultular sonucu uykumdan uyanıyorum. Oldukça garip bir kaza geçirmişiz, otobüsün önünden giden ve kalas taşıyan bir kamyonet aniden durmuş, bunun sonucunda da kalaslardan birisi aynen bizim otobüsün ön camına girip bir kısmını tuzla buz etmiş. Neyse ki yaralanan yok. Ben ise paniğe kapılıyorum, sabah uçağım var ve tam da yanımda oturan Fransız kızla önceden konuştuğumuz gibi bir kaza meydana geldi. Tam Murphy’s Law fenomeni, sabah uçağım var mutlaka bir aksilik olur diyordum, netekim oldu. Neyse ki şoförümüz bu halde de olsa yola devam etme kararı alıyor ve yüreğime su serpiliyor. Tabii otobüsün camında koskoca bir delik olmasından dolayı içerdeki hava sıcaklığı hissedilir derecede azalıyor. 

Uzun ve dondurucu yolculuğun ardından nihayet sabah 6 civarı Yangon’a ulaşıyoruz. Fransız kızla vedalaştıktan sonra havaalanına gitmek için bir taksi bakınırken Japon bir eleman gözüme çarpıyor. Taksicilerle pazarlık halinde, o da havaalanına gidecekmiş. Yanına gidip pazarlığa katılıyorum. Makul bir fiyatta anlaşıyoruz, ama Japon hala fiyatı yüksek buluyor, ben yürüyeceğim diyor. Bu Japonların tutumlulukları hakikaten hayret verici. “Manyak mısın, yürünür mü o kadar yol” diyorum, “Ben yürürüm hoca” diyor. Dayanamayıp “Tamam ben o ödemek istemediğin miktarı ben veririm” diyorum, sonunda yola çıkıyoruz. 

Havaalanına geldikten sonra Japon’la vedalaşıyoruz ve ben gerekli işlemleri yaptıktan sonra bekleme bölümüne geçiyorum. Gördüğüm kadarıyla bizim uçak oldukça küçük boyutta bir model, ilk defa bu tip bir uçağa bineceğim. 

Uçağımız öğlen 12 civarı havalanıyor. Myanmar’ı gökyüzünden seyrederken içimi tuhaf bir duygu kaplıyor. Bu ülkeyi gören insanların niye bu kadar çok etkilendiklerini iyi anlıyorum. Bu ülke gerçekten de insanın tekrar tekrar gelmek isteyeceği ve hep böyle bakir bulmak isteyeceği muazzam bir deneyim. 

Yaklaşık 2 saat süren bir uçak yolculuğundan sonra Tayland’ın kuzey batısındaki Chiang Mai’ya ulaşıyoruz. Havadan gördüğüm kadarıyla oldukça refah içerisinde bir yer, modern dev binalar her yerde. 

Tayland’ın güzel bir yanı Türklerde dâhil birçok millette vize zorunluluğu olmaması. Fakat hava alanında herkesin pasaportlarına damgayı çabukça basan memur bana gelince bir tereddüt yaşıyor. Anlaşılan bu hava alanına gelen pek Türk yok, bizim memlekete vize gerek olup olmadığını listeden kontrol ettikten sonra basıyor damgayı. Döviz bürosundan az bir miktar baht aldıktan sonra dışarıya çıkıyorum. Şehre nasıl gidebileceğimi sorduğum bir aile taksi tutacaklarını, istersem onlarla gelebileceğimi söylüyorlar, kabul ediyorum. Bir taksi tuttuktan sonra yolda muhabbete başlıyoruz. Fransız bir baba, İngiliz bir anne ve erkek çocuklarından oluşan sevimli bir aile. Çok uzun zamandır dünyayı geziyorlarmış, şimdi de genç oğullarına gezmeyi öğretiyorlarmış. 

Taksi şoförü oldukça pinti ve aksi bir adama benziyor, “Sizi şurada bırakırım, bir adım ileri gitmem” diyor hırçın bir şekilde. Bunun üzerine Fransız baba oldukça sinirleniyor, adamla tartışmaya başlıyorlar. 

Taksi şoförünün bu asabi ve suratsız tavırları karşısında “Hayret, hâlbuki Tayların güler yüzlülüğü meşhur sanıyordum” diyorum, bunun üzerine anne “Daha önce de geldi kama şükür daha hiç görmedik” tarzı bir cevap veriyor. Aileyle vedalaştıktan sonra kitabımdan seçtiğim otellere bakmak üzere yola koyuluyorum. 

Gittiğim ilk otelde gene bu suratsız ifade beni karşılıyor. Otel sahibi adam neredeyse yüzüme bile bakmadan sorularıma aksi bir şekilde cevap veriyor. Fiyatlar Myanmar’daki gibi, ama sıcak su için ekstra para alıyorlar. Neymiş, elektrikli ısıtıcı olduğu için sıcak su pahalıya geliyormuş. O fakir Myanmar’da bile böyle bir uygulama yok, refah içindeki bu Tay’ın 3 kuruşun hesabını yapması çok ilginç. Ayrıca kafama takılan diğer bir soru da tropik kuşaktaki bu ülkelerde niye sıcak su için güneş enerjisi kullanılmadığı. 

Yapacak bir şey yok, yorgunum, olmazsa yarın yeni bir yer ararım. Otele yerleşip bir duş aldıktan sonra çıkıp şehri dolaşmaya başlıyorum. Kendimi çok garip hissediyorum, gezdiğim onca fakir ülkeden sonra bu gelişmişlik inanılmaz geliyor. Her yer son derece modern, lüks restoranlarla, bankamatiklerle dolu. Hemen dikkati çeken diğer bir görüntü de yabancı erkekler ve yanlarındaki Tay kızlar. Sokaklarda böyle sayısız çift var, hatta birçok çiftin melez çocukları da var. Şaşırıyorum, gerçi daha önceden de bu ülkenin önemli bir seks turizmi destinasyonu olduğunu, ayrıca başta İngilizler olmak üzere birçok erkeğin buraya Tay kızlarla evlenmeye geldiğini biliyordum. Fakat gene de sokaklardaki bu yoğunluk garibime gidiyor. 

Çok yorgunum, otobüste doğru dürüst uyuyamadım, şehri ertesi gün dolaşmak üzere otelime dönüyorum ve ertesi sabaha kadar mışıl mışıl uyuyorum.