Karayoluyla Asya Uzak Doğu Gezisi

 

English Version
 
Yazılış tarihi: 9-12-2004
Yazılış yeri: Nyaungshwe, Myanmar
 
 
Beklediğimden çok daha modern bir otobüs ile, gene beklediğimden çok daha iyi yollarda yaptığımız oldukça uzun bir yolculuktan sonra sabahın beşinde uyandırılıyoruz. İndiğimiz yer yolun üzeri, meğerse otobüs Inle gölüne en yakın kasaba olan Nyaungshwe’nin içine girmiyormuş, bizleri kavşakta indirmişler. Yüksek bir irtifadayız, hava buz gibi. Neyse ki bekleyen taksiler var, onlara atlayıp kasabaya gidiyoruz. Rehber kitaptan seçtiğimiz bir yerdeyiz, güzel gözüken sıcak sulu bungalovlar var. Üstelik fiyatı da sadece 5 $, Yangon’da koğuşta 3 $’a kalmıştık. 

Öğlene kadar uyuduktan sonra birer birer bungalovlarımızdan çıkıp restoranda kahvaltımızı ediyoruz. Duvarlarda düzenlenen çeşitli göl turları, trekking vb ilanları var. Resepsiyondaki son derece sevimli ve de iyi İngilizce konuşan görevli büyük göl turunu yarın yapabileceğimizi, bugün ise istersek kısa bir kayık turu yapabileceğimizi söylüyor. Yaklaşık adam başı 2 $ olan fiyat gayet uygun, kabul ediyoruz. 

Bir görevlinin eşliğinde kayıkların sıralandığı bir kanal kıyısına geliyoruz. Burada kürekçiliği yerli kadınlar tarafından yapılan 2 kayığa binip yavaş yavaş ilerlemeye başlıyoruz. Kadınlar kürekleri gayet yavaş çekiyorlar, kanaldan nehre çıkıyoruz ve bir müddet kaplumbağa hızında ilerlemek devam ediyoruz. Yanımızdan son derece uzun, genelde turistleri taşıyan motorlu tekneler geçiyor, sanırım yarın yapacağımız asıl yolculukta bizlerde bu tekneleri kullanacağız. Daha sonra nehirden tekrar sağ taraftaki bir kanala sapıyoruz ve manzara birdenbire değişiyor. 

İlerledikçe manzara daha da güzelleşiyor, burası sanki büyük bir ressam tarafından yapılmış bir resim gibi. Muazzam bir güzellik, yolculuğun başından beri ilk defa bu kadar heyecanlanmış durumdayım, ağzım açık, aklım başından gitmiş bir şekilde bu büyülü dünyayı seyrediyorum. Etraf son derece sessiz, bizler ise kayıklarımızla yavaş yavaş ilerliyoruz. Ekipteki diğerlerinin de bu büyüleyici manzaradan oldukça etkilendiklerini görebiliyorum. 

Bir miktar böyle bir hayal dünyasındaymışçasına ilerledikten sonra ufak bir adaya yanaşıyoruz. Burada bir Budist manastırı var, bizleri kapıda rahipler karşılıyor. Rahiplerden oldukça sıska olanı hepimize hangi ülkeden olduğumuzu soruyor, ben Türk olduğumu söylediğimde ise birdenbire eli ayağına dolaşıyor, büyük bir heyecana kapılıyor. Yerden aldığı kalınca bir defteri aceleyle karıştırmaya başlıyor, bir şey aradığı belli. Sonunda aradığını buluyor ve coşku içinde bana gösteriyor. Gösterdiği şey buraya daha önce gelmiş bir Türk gezgini olan Kürşat Öner’in, manastırın hatıra defterine yazdıkları. Büyük bir heyecan içersinde bana buraya gelen ikinci Türk olduğumu söylüyor, gelişimden ne kadar memnun olduğunu söylüyor. Bir süre bu dost canlısı rahiple muhabbet ediyoruz, manastırdaki kedilerle oynuyoruz ve ardından veda edip kayıklarımıza geri biniyoruz. 

Bu güzel geziden öylesine memnun kalmış durumdayız ki kanocu kadınlara verdiğimiz bahşişte ölçüyü biraz kaçırıyoruz, kadınların şaşkınlıktan ağızları açık kalıyor. Karnımız aç, yemek için kasaba merkezinin yolunu tutuyoruz. Kasaba merkezi oldukça sakin, yerlilerle dolu olan bir Çin lokantası ilgimizi çekiyor, burada yemeye karar veriyoruz. İçerdeki garsonlardan birisi bizimle oldukça ilgili, sürekli espriler yapıyor, fıkralar anlatıyor, bir saniye susmuyor. Daha sonra cebinden çıkardığı hatıra defteri ile bu ilginin sebebi netleşiyor, kendisi aynı zamanda bir turist rehberiymiş, bizlere göl turu, trekking gibi hizmetler sunabileceğini söylüyor. İlk etapta yarın yapmayı planladığımız göl turu için anlaşıyoruz, trekking için düşüneceğimizi söylüyoruz ve yemekten sonra otele dönüyoruz. 

Açıkçası bu ülke beklediğimden farklı durumda, ben müthiş bir dikta yönetimi, korku içinde bir halk bekliyordum. Fakat mesela bizim otelin yemek salonunda masanın üstünde Aung San Su Chi’nin kitapları var, televizyonda CNN ve benzeri kanallar seyredilebiliyor, internet erişimi de çok yavaş ve pahalı da olsa mevcut. Demek ki geçen yıllar bir şeyleri değiştirmiş. Bu açılımlar konusunda turistlerin büyük payı olduğuna inanıyorum ve de Rough Guides’ın aksine buranın turizm açısından boykot edilmemesi düşüncesine olan inancım giderek artıyor.