Karayoluyla Asya Uzak Doğu Gezisi

 

English Version
 
Yazılış tarihi: 28-11-2004
Yazılış yeri: Kathmandu, Nepal
 
 
20/24-11-2004 - Annapurna Conservation Area 

Sonunda 5 gunluk buyuk maceram sona erdi. Hayatimdaki bu en zorlu fiziksel mucadele gercekten zor gecti, ama yasadiklarim bu macerayi gercekten unutulmaz kildi. En heyecan verici nokta kuskusuz Poon Hill`in tepesinde Annapurnalari tum gorkemi ile gordugum andi, en ilginc nokta ise sanirim Maocular ile karsilasmam oldu. Peki trekking hakkinda ne dusunuyorum, guzel bir olay, ama anladim ki ben oyle iddia ettigim gibi bir outdoor insani degilmisim. Her gun muazzam manzaralar goruyorsun, ama bir sure sonra sikildim bundan. Bir de sanirim trekking`e kesinlikle yalniz cikmamak lazim, arada bir konusacak birilerinin olmasi lazim. Su da var, ben tam bir gece kusuyum, trekking hayati ise sabah 6`da basliyor, aksam en gec 8`de yatakta bitiyor ki buna kesinlikle uyum saglayamadim. Ileride gene belki yapmak isterim, ama kesinlikle tirmanmali olanlarindan degil, mumkun mertebe duz alanda yuruduklerinden. Bu trekking hadisesini herkes yapabilir rahatca gibi yansitiyorlar, ama gordum ki benim gibi yurumeyi unutmus, yilalrini bilgasayar basinda oturarak gecirmis insanlar kolayca bu hamliktan dolayi zorlanabiliyorlar. Yani bu ise kalkismadan once hali hazirda duzenli olarak yuruyus veya spor yapiyor olmak sanirim elzem. Iste boyle, gecen bu 5 gunun ayrintilari ise asagida dostlar. 

1. gun tam anlamiyla bir faciaydi, kayboldum! Pokhara`dan yaklasik 1.5 saatlik bir otous yolculugu sonrasi Naya Pul`a geldim, buradan baslangic noktasi olan Birthanti`ye yurudum. Otobusten inen 2 koylu vardi, nedense onlarin da benimle ayni yone gittikleri hissine kapildim, onlari izlemeye basladim. Megerse ters yone gidiyorlarmis, yaklasik 2 saatlik bir tirmanistan sonra bunu farkettigimde soke oldum. Ilk basladigimda cok keyifliydim, yaninda rehber olan trekkerlara bakip `Eheh ne kadar da akilliyim, bir haritayla rehber kiralama parasindan yirttik` diyordum, kaldik mi oyle sap gibi ortada. :-) Ne yapacagimi dusunmek uzere yakinlardaki bir koye gidip oturdum, Himalayalardan gelen sudan yapilma hayatimda ictigim en lezzetli cayi yudumlayarak plan yaptim. Harita bazi kestirme yollar gosteriyordu, bunlari kullanarak asil ulasmak istedigim yere gidebilecegimi dusundum, oradaki koylu ise bunu yapmamami, bu patikalarin cok zor oldugunu, gene kaybolacagimi soylediyse de dinlemedim, gene cantami sirtlayip basladim bu sefer oldukca dik olan tepeleri tirmanmaya. 

Tirmandikca klasik turist guzegahindan uzaklastigimi gordum, artik gectigim koylerdeki cocuklar para veya seker istemiyorlardi, buralarda Coca cola falan da yok, hakikaten daglarin tepesinde sirf tarimla ugrasan, modern dunya ile pek bir isleri olmayan insanlarin yasadigi yerler. Buralarda tirmanmaya devam ettim, fakat baktim olacak gibi degil, hava kararacak yakinda, ulasmama imkan yok, bunun uzerine baslangic noktasina geri donmeye karar verdim. Kos kos moral bozuklugu ucunde dondum, ama sonradan dusununce bunun o kadar da kotu bir deneyim olmadigini anladim. Turistik guzergahtan uzaklastim ve gercek Nepal koyluleriyle tanistim, iletisim kurdum, sanirim bu trekkerlarin buyuk bir bolumunun yasadigi bir sey degil. Aksam Tibetlilerin islettigi bir restoranda yemegimi yiyip keyifli bir de sohbetten sonra bir de bira goturdum, ardindan yaklasik 500m tirmanip geri dondugum bu gunun sonunda erkenden yatagima gittim. 

2. gun sabah erkenden kalkip otelden ayrildiktan sonra bu sefer dogru yola saptigimdan emin olarak tekrar dustum yollara. Bu sefer Kali Kandaki nehrinin baska bir kolunun yanindan ilerliyordum, bir sure oldukca keyifli bir yolculuk yaptim, muazzam nehir, selaleler, koyler, tarlalar, yollarda tasiyicilar. Ardindan ise tirmandigim merdivenler cogalmaya basladi, koyluler yuzyillar boyunca bu guzergahlara koca taslardan duzensiz merdivenler insa etmisler, onlari kullaniyorlar, fakat alisik olmayan biri icin inanilmaz yorucular. Bir sure sonra ise hic beklemedigim bir sey oldu, bacagimda bir aci hissetmeye basladim, sanirim hafiften incittik, ama yola devam ettim. Yollar cok guzeldi, surekli nehrin kenarindan ilerliyordum, mukemmel manzaralar vardi. Yollarda karsilastigim insanlarin buyuk bir bolumunu ise tasiyicilar olusturuyordu, akla gelebilecek hemen her seyi sirtlarindaki koca kufelerde binlerce metre yuksekliklere giklari cikmadan tasiyorlar. Turizmin etskisiyle kufelerdekiler de degismis elbet, en ilginci onlarca sise birayi 2-3000 metrelere tasiyan tasiyicilari gormekti. Gordugum turistler de ilgincti, tasiyicilar kadar olmasa da koca sirt cantalariyla yuruyorlar. Bunlar genelde 15-20 gunluk trekleri yapanlar, ben ise kisa bir trek yaptigim icin sadece kucuk sirt cantami tasiyordum. 

Neyse, aralarda molalar da vererek LP`in belirttigi sure olan yaklasik 3 saat sonunda geceyi gecirecegim Tikedungha`ya ulastim, bugun 400m tirmanmis oldum. Burada gene gecesi 75 rupi`den bir oda kiralayip kendimi yataga attim, bacagim iyice sizlamaya baslamisti, bu da beni endiselendiriyordu, etesi gun bu guzergahta yapacagim en zorlu etaba baslayacaktim. 

3. gunun sabahi uyandiktan sonra once bacagimi kontrol ettim, agri buyuk olcude gecmisti, bunun uzerine yola devam etmeye karar verdim. Bir asma kopruden gectikten sonra tirmanmam gereken yaklasik 5000 basamagin bulundugu korkutucu dik merdivenlerin dibine geldim, derin bir nefes aldim ve tirmanmaya basladim. Bu kesinlikle hayatimda karsilastigim en zorlu fiziksel mucadele idi, nefesim tikanarak, kalbim kut kut atarak, sik sik molalar vererek tirmaniyordum. Yukaridan asagiya surekli trekker gruplari iniyordu, fakat nedense yukari cikan bir tek ben ve bir kac Napalli tasiyici vardi, nedense `Herkes gider Mersin`e, ben giderim tersine` durumum burada da devam ediyordu. :-) Sonunda yaklasik 2 saat sonra ilk duragim olan Ulleri koyune ulastim, burada yemek yiyip mola verdikten sonra yola devam ettim, fakat artik medivenler iyice diklesti, bacagimin agrisi artti, olay tamamen bir azaba donusmeye basladi. Tirmanmaya devam ettim, bir sure sonra allahtan merdivenler sona erdi, tirmandigim yaklasik 2200m`deki tepenin yaninda kivrilan gunes gormeyen bir koruluga girdim, yurumeye devam ettim. Yanimda bandaj olmadigi icin t-shirtlerimden birini kesip bacagima sardim, macera tandansini iyice yakalamaya baslamistik. :-) 

Fakat aklimi kaciracaktim, LP`in Ulleri`den sonra 1 saat mesafede dedigi Nangathanti`ye bir turlu ulasamiyordum. Sonunda 2 saat kadar sonra ulasabildim 2460m`deki Nangathanti`ye, Turk oldugumu duyunca cok sevinene son derece misafirperver bir Nepallinin konukevinde gene o muhtesem caylardan birini ictikten sonra yola devam ettim. Fakat artik tamamen tukenmeye baslamistim, tek basimaydim, artik trekker, tasiyici fakan da gorunmez olmustu yollarda, yukseklik arttikca hava da kapanmaya basladi, bulutlara yaklastim, bu kapali hava ve soguk iyice moralimi bozmaya basladi. Hizli hizli yurumeye devam ettim ve nihayet yola ciktiktan yaklasik 5-6 saat sonra hedefim olan 2275m`deki Ghorapani`ye ulastim, ortam inanilmazdi, bulutlarin arasindaydim artik! Etraf sis gibi surekli hareket eden kitlelerle kapli, ama bunlar aslinda bulutlar, inanilmaz garip ve mutluluk verici bir his bu irtifada bu ortamda bulunmak. Artik tukenmis olamama ve yavas yavas bilincimi de kaybetmeye baslamama ragmen biraz da zorladim kendimi ve kasaba meydanina kadar geldim, burada ilk gordugum otele daldim ve gecesi 50 rupiye yerlestim. Allahtan sicak su vardi da kendime geldim biraz, ardindan pencereden disariyi seyrettim, bir miktar trekker vardi, herhalde onlar da ertesi gun benim gibi enfes dag manzaralarini en iyi sekilde seyretmek uzere Poon Hill`e cikmayi planliyorlardi. Ardindan kendimi yataga atip biraz dinlendim, fakat bacagim artik asiri kotu durumda, az buz degil, 1 gun icerisinde buyuk kismi dik merdivenler olmak uzere 1334m tirmandim, eger ertesi gun de agri devam ederse burada 1 gun daha kalip dinlenmeye karar verdim. 

Bir sure dinlendikten sonra kapim caldi, saat 7 olmus, beni yemege cagirdilar. Zar zor indim merdivenlerden, oturup menuye bakarken birden basimdan kaynar sular dokulmesine neden olan o cumleyi duydim: `Merhaba, biz Maoculariz.` Menuden basimi kaldirdim, yan masada rehberleri ve tasiyicilari ile beraber oturan Italyan ciftin basinda dikilmis 2 adamdan biri soylemisti bu cumleyi. Biri orta yasli, biri genc 2 Maocu vardi, konusmalari orta yasli olan yapiyordu. Kendilerinin tanittiktan sonra gene son derece kibar bir sekilde ve gulumseyerek ulkenin %80`inin kendi kontrollerinde oldugunu, bu bolgenin de kendi kontrollerinde oldugunu, bu yuzden vergi topladiklarini soyledi. Italyan cift fiyati sordu, onceden internet`de okudugum gibi kafa basi 1200 rupi oldugunu soylediler. Italyanlar itiraz etmediler, hemen parayi cikarip odediler, bunun uzerine de Maocu makbuz defterini cikartip Nepal Komunist Partisi-Maoist adina duzenlenmis makbuzlardan 2`sini imzalayip italyanlara verdi. Bu sirada ben de alelacele ne yapacagimi dusunmeye calisiyordum, siradaki bendim. Bunu beklemiyordum, Pokhara`da yerliler Maocularin burayi terk ettiklerini soylemislerdi, ama anlasilan geri donmusler. Allahtan ta Nepal seyahatimin baslarinda bu hadiseyi internet`den iyice arastirip bilgi edinmistim ve boyle bir durumla karsilasirsam ne yapacagimi kafamda belirlemistim. Hemen bu plani hatirladim, kafamda gozden gecirdim ve gergin bir halde beklemeye basladim. 

Italyanlarla isleri bittikten sonra bana dogru geldiler, gene orta yasli olan Maocu son derece kibar bi sekilde kendini tanitti ve ayni kelimeleri tekrarladi. Istedikleri fiyati bilmeme ragmen gene de ne kadar diye sordum, 1200 rupi dedikten sonra ise son derece kendinden emin ve kararli bir sekilde `Bu parayi odemem mumkun degil` dedim ve oyun basladi. Maocular once sasirdilar, sonra hangi ulkeden oldugumu sordular. Bunun uzerine Turk oldugumu, onlar gibi Asyali ve fakir oldugumu, bu paraya sahip olmadigimi, bu yuzden de rehberim ve tasiyicim olmadigini anlattim. Ardindan gene konusmalarina firsat vermeden yedek onlemim olan `Ben de komunistim` oyununa basladim. Malum eski solcuyuz, zamaninda az okumadik dunyadaki sol hareketler uzerine, Maocu hareketleri de iyi bilirim bu yuzden. Basladim yazmaya, `Mucadelenizi destekliyorum, ben de marksistim, Yasasin Baskan Prachanda, Yasasin Baskan Gonzales` vb. Hatta Ibrahim Kaypakkaya`dan bile bahsettim, biriside altta kalmamak icin biliyoruz tabii dedi. :-) Adamlar son derece sasirdilar ve sevindiler, bu sirada iceride bulunan herkes de konusmayi kesti bizi seyrediyorlar. Ardindan orta yasli olani bir sure dusundu, ve hic beklemedigim bir sekilde `Tamam, parayi odemene gerek yok, ama baska bir sekilde yardim etmen gerekiyor` dedi. O zaman gene basimdan asagi kaynar sular dokuldu, `Sictik` dedim icimden, `Adamlar sempatizan olduguma inandi, herhalde gizli uslerine goturup gonullu is falan yaptiracaklar`. Neyse ki boyle degilmis, adam para yerine kendilerine ilac ve el feneri gibi malzemeler verebilecegimi soyledi, bunun uzerine sevinc icinde odama kosup bir kac ilac aldim cantadan, asagiya inip verdim, Italyanlar saskinlik icinde izliyorlar tabii, 2400 rupi yani yaklasik 32$ verdiler, ben 3-4 kutu ilacla yirtiyorum. :-) Ilaclari verdikten sonra Maocu el feneri de sordu, Turkiye`de esantiyon olarak elime gecen sefil el fenerimi gosterdim, kahkahalarla gulduler bu zavalli feneri gorunce, ama gene de aldilar pezevenkler. Ardindan el sikistik, ozellikle orta yasli olani cok sevincliydi, benimle tanismaktan ne kadar mutlu oldugunu anlatiyordu, ceketinde de bir Lenin rozeti vardi, bunu fark edince en son olarak `Yasasin 1917 devrimi!` gibi bir seyler sacmaladim, mutlu mesud bir sekilde ayrildik. :-) 

Maocular oteli terk ettikten sonra masada bir oturusum vardi ki, gormeye degerdi, tam `Hanci, bana sarap ve kadin getir ulan!` seklinde bir oturustu, kendimle gurur duyuyordum, inanilmaz bir zafer kazanmis gibi hissediyordum, ama hala bu kadar kolay yirttigima inanamiyodum. Dedik ya eskiden cok okudum dunyadaki sol hareketler uzerine kitaplar, Maocular uzerine okudugum kitaplar hep dehset vericiydi, Peru`da, Kambocya`da, ve hatta Turkiye`de yaptiklari gaddarliklarin haddi hesabi yoktu, bu yuzden kafamdaki Maocu portresi Darth Vader`a es degerdeydi neredeyse. :-) Eh, demek ki Nepalin halki cok cana yakin oldugu icin Maoculari da boyle, ya da daha gercekci olmak gerekirse turistleri urkutmemek icin cok dikkatli davraniyorlar, malum iyi bir gelir kaynagi. Dedigim gibi hala inanamiyorum, birazdan tekrar iceri gelecekler, kafama tabancayi dayayip disari cikaracaklar gibi hissediyorum, internette bazi benim gibi para odemek istemeyen turistlerin dayak yedigini okumustum, ama Pokhara`da tanistigim bir rehber bunu yapanlarin sahte Maocular oldugunu soylemisti, demek ki dogruymus. Dedigim gibi zafer kazandim ama hala emin degilim, ama birden bir izzet ikram basladi etrafimda, `sir` asagi, `sir` yukari, `bir ihtiyacin var mi`, `ne emredersin`ler girla gidiyor. 

Bir Dal Bhat soyleyip yedikten sonra Italyan ciftin rehber ve tasiyicilarinin daveti uzerine sobanin yanina gecip muhabbete basladik. Ben Maocularla konusurken bunlar da dinliyorlardi, ama malum Ingilizceleri de zayif, sanirim karsi koydugum goruntusu cikmis ortaya, o yuzden cok takdir ediyorlardi beni. Hic sevmiyorlarmis onlari, ama korkudan bir sey de yapamiyorlar. Halkin durumu cok zor, hem devlet hem de Maocular vergi aliyorlar, birine boyun egseler digeri tepelerine cikiyor, turizm gelirleri azalmis durumda, cok dertliler. Uzun uzun konustuk bu konular uzerine, bizim ulkedeki PKK muhabbetini anlattim, sonunda bittigini, burada da bitecegini anlattim, umit vermeye calistim, ama anlasilan pek bir umutlari kalmamis artik, bu guzel ulkenenin guzel insanlari icin cok uzuldugum bir durum, kardesin kardesi oldurmesine sebep olacak silah alimina bir katkida bulunmadigim icin ise iyi hissediyorum kendimi. 

Ardindan odama ciktim, dondurucu bir soguk var, elektrikler de 2 aydik kesikmis, mum isiginda olup biteni dusunmeye basladim, bu Maocu meselesi hakikaten cok etkiledi beni. Sanirim gercekten culsuz oldugum icin beni rahat biraktilar, ama acaba komunist muhabbetlerinin de etkisi oldu mu hakikaten merak ediyorum, olduysa eski solcu gecmisim en nihayetinde bir halta yaradi diyebilecegim. ;-) Iste bunlari dusunerek bu en yakin telefonun 5 saat mesafede oldugu, devletin giremedigi dag basinda yavas yavas uykuya daldim. 

4. gunun sabahi uyandigimda hala yurumekte zorluk cekiyordum, bunun uzerine burada kalip dinlenmeye karar verdim. Disarida yagmur yagiyordu, Poon Hill`e cikmamam iyi olmus, ciksam da hic birsey goremeyecektim muhtemelen. Gun boyu yattim cift yorganimin altinda, bir ara asagiya inip yemek yedim, sonra gene yattim, gene aksam yemegi yedim ve sabah erkenden kalkip Poon Hill`e tirmanmak uzere gene, yine, yeniden yattim, disarida ise yagmur tum siddeti ile devam ediyordu. 

5. gunun sabahi 5.30 gibi uyandim ve 6.15 gibi hava aydinlanmaya basladiktan sonra yola ciktim.Mukemmel bir hava vardi, yagmur dinmisti, daglar net olarak gozukuyordu, keyfim yerdindeydi, oteldekilerin dedikleri gibi yagmur temizlemisti otaligi. Aslinda Poon Hill`e cikacaklar genelde 5 gibi tirmanmaya basliyorlar, boylece gunesin dogusunu seyrediyorlar, ama Maocu pezevenkler sefil fenerimi aldiklari icin karanlikta cikmam imkansiz. Bu son tirmanisa basladim, gerek oksijen azligi, gerek merdivenler, gerekse dondurucu soguk inanilmaz zorluyorlar ama bu son, bu tirmanistan sonrasi dosdogru asagiya inis, dayanmam lazim. Yavas yavas ve molalar vererek, aralarda fotografla cekerek yavas yavas tirmanmaya devam ettim, ve sonunda bu trek`in en yuksek noktasi olan 3210m`deki Poon Hill tepesine ulastim. 

Tepeye ulastigimda gunes dogumustu, ve gunesin dogusunu izlemis olan kalabalik bir trekker grubu asagiya inmeye baslamisti. Bu oldukca zor gecen 4 gunun odulu bekledigimden buyuk oldu, devasa Himalayalarin en guzel bolumlerinden ikisi olan Annapurna ve Dhaulagiri daglari tum ihtisamlari ile onumde duruyorlardi, burada hissettiklerimi ve yasadigim mutlulugu anlatmam mumkun degil. Artik bulutlar bile asagimda kalmislardi, bir anda butun yorgunlugum gecti, coskuyla tripod`umu kurup resimler cekmeye basladim. Bu bolumdeki en yuksek dag olan 8200m'lik Dhaulagiri'yi gormek buyuk bir keyifti, ama 7220m`lik Annapurna South sanirim beni en cok etkileyen dag oldu. Tepede bir tek ben ve 3 Israilli kalmistik, onlar da benim gibi gunesin dogusunu kacirmislar, diger butun trekkerlar niyeyse gunesin dogusunu izledikten sonra alelacele indiler asagi. Biz ise yaklasik yarim saat dondurucu sogukta kaldik burada, doyamadik daglara, tepede sicak icecekler satan yerlilerden sicak cikolata alip icerek muhabbet ettik, ardindan daglara doyamadan inmeye basladik, yolda resimler ve videolar cekmeye devam ettik. 

Sonunda otele ulastim, fotograf makinama bi de baktim ki yaklasik 100 adet resim ve video cekmisim, disari cikip kasaba da bir miktar resim cektikten sonra geri dondum ve buyuk geri donus hazirliklarina basladim. Oteldekilerle vedalastiktan sonra ise gerisin geri inmeye basladim, butun tirmandigim mesafeyi 1 gunde geri inecektim. Bacagim daha iyiydi, ama hala tam iyilesmis degildi, mediven inip cikarken zorlaniyordum, ve cikarken beni maffeden dik merdivenlerle tekrar karsilasma dusuncesi oldukca endiselendiriciydi. 

Yaklasik yarim saat sonra Nangathanti`ye ulasip cikarken de mola verdigim misafirperver Nepalliye ugradim, cok sevindi beni gorunce, oturup muhabebt ettik. Ardindan gene dustum yollara, ilginc bir sekilde gene herkes benimle ters yonde gidiyor. Ben bu yolu tirmanirken herkes asagiya iniyordu, simdi de herkes yukariya cikiyor, gene tek basimayim. :-) Neyseki bir sure sonra arkamdan bir `Hello` duydum, baktim sabah tepedeki Israilli kiz, arkadaslarindan ayrilmis, o da Pokhara`ya gidiyormus. Fakat ucarak iniyor mubarek, sebebi anlasildi, askerden yeni gelmis, kondusyon saglam, zaten 21 gunluk Annapurna Sanctuary trek`ini yapmis. Ben yetismeye calisiyorum, ama bacak iyice kotulesiyor, alalhtan bandaji varmis da verdi, bir guzel sardim bacagi. Muhabbet ederek inmeye devam ettik, ama benim ara sira durmam gerekiyor, o ise hava kararmadan Pokhara otobusune binmek istiyor, artik bir noktada son derece melodramatik bir sekilde `Ben devam edemeyecegim, sen kendini kurtar` dedim, o da `Oluuur` diyerek ucup gitti, sap gibi kaldik gene allahin daginda. :-) 

Sonunda o lanet olasi nerdivenlerle de yuzlestim, azap dolu bir sure sonra bitti, normal yola geri dondum. Burada bir ara kendi akil ettigim kestirmeleri kullanayim dedim, ama zehirli bitkileri unutmusuz, her tarafim yanmaya basladi, bacak agrisiydi, ayak tirnagimin morarmasiydi, bitki yanmasiydi derken perperisan bir halde saat 6`da nihayet Naya Pul`a ulastim. Fakat demesinler mi `Son otobus kalkti` diye, kalakaldim orada, oturup aglayacagim neredeyse. Taksi 600 rupi, hayatta vermem. Yilisik, yavsak taksicinin teki yapisti, istemiyorum diyorum gitmiyor, bilmiyo ki bende katir inadi var, asiri israr edilirse de yapacagim varsa da yapmam. Ayni Pakistan`da yaptigim gibi karakter atip `Oeeeh yururum lan` dedikten sonra Pokhara yonune dogru yurumeye basladim, arkamdan sesleniyor deli misin diye, ama Maoculara kaptirmamisim ben o parayi olurum de yavsak bir taksiciye kaptirmam. bir yandan da gene ayni Pakistan`daki gibi dusunuyorum `Ulan karakteri attik ama nasi gidecez` diye, baktim uzaktan bir cift far yaklasiyor, sansimi deniyeyim dedim ve isaret parmagimi kaldirdim, ve bingo, bir kamyon durdu. `Nereye` dedim, `Pokhara, ama onde yer yok` dedi, `Dert degil arkada giderim` dedim, `Atla o zaman` cevabini aldiktan zonra gectim bos olan kamyonun akasina, daglarin karanlik siluetlerini seyrederek gitmeye basladik. Bir anda butun acilarim mucizevi bir sekilde dindi, kamyonun arkasinda kendimi Indiana Jones gibi hissederek ve olan biteni tekrar tekrar kafamda yeniden canlandirarak Pokhara`ya, 2. yuvama dogru yola devam ediyordum ve hayatimdaki bu en macerali, en zorlu 5 gune kesinlikle boyle bir bitis yakisirdi.