Karayoluyla Asya Uzak Doğu Gezisi

 

English Version
 
Yazılış tarihi: 17-11-2004
Yazılış yeri: Pokhara, Nepal
 
 
5-11-2004 - Varanasi, Hindistan 

Bitmek bilmeyen 5 saat rotarli toplam yaklasik 20 saatlik bir yolculugun ardindan nihayet Varanasi`ye variyoruz. Trenden iner inmez pesime bir riksovcu takiliyor, bir suru backpacker var cikisa dogru ilerleyen, bakiyorum bir tek bana gelmis riksovcu, kesin sinaniyorum. Cevap vermiyorum gitmiyor, hayir diyorum gitmiyor, itiyorum gene gitmiyor, artik bu Hindistan`da cildirmadan nasil dayanabilecegimi gercekten bilmiyorum. Gene inadim tutuyor tabii ki, artik olsem de o herifin riksovuna binmem. Cikisa kadar takip ediyor beni, riksov duragina gidiyorum, herifin gozlerinin icine baka baka baska riksovcularla pazarlik ediyorum. Bu sirada baska bir eleman daha riksov bakiyor, ayni yone gidiyorsak paylasabilecegimizi soyluyorum, okey diyor. Beraber atliyoruz bir riksova, beni takip eden riksovcu ise sinir icinde gidisimizi seyrediyor. Boyle durumlarda sonradan cok uzuluyorum, belki de herif hakikaten ihtiyaci oldugu icin boyle israrci davraniyor, ama yanlis kisiyle ugrasiyor iste, bilmiyor ki benim boyle durumlarda isi inada bindirip kendi sinirlerimi harap etme pahasina sonuna kadar direnecegimi. 

Neyse, Belcikali oldugunu ogrendigim riksov arkadasim ile sohbet ederek Varanasi`nin sokaklarindan ilerleyerek eski sehrin bulundugu bolgeye gidiyoruz, planimiz buradan yuruyerek otellerimize ulasmak. Ama riksovcu klasik komisyon pesinde, kendi oteline goturmek icin binbir dereden su getiriyor. Iniyoruz, gene israr ediyor kendi oteline goturmek icin, reddeiyoruz kesin bir dille, bu sefer oralarda dolanan 2-3 gence Hintce birseyler soyledikten sonra sinirli sinirli binip gidiyor riksovuna, belli ki bir is ceviriyor pezevenk. Eski sehrin dar sokaklarindan nehir kiyisina inmek biraz vakit alacak, yurumeye basliyoruz, riksovcunun biraz once konustugu gencler pesimizde. Serefsizin evladi belli ki `Bunlarin pesini birakmayin bi sekilde bizim otele goturup komisyon alin` dedi. Ama benim katir inadim gene devreye giriyor tabii, hic bir aracin gecemedigi eski Varanasi sokaklarinda bir kovalamaca basliyor. Tam herifleri ekip izimizi kaybettiriyoruz, gene bir yerden cikiyorlar, sanki bizle alakalari yokmus gibi davranarak pesimizden veya arkamizdan yurumeye devam ediyorlar, bu boyle bir 20 dakika kadar suruyor. Yol boyunca bir kac defa uyariyorum, birakin pesimizi diyorum, dinlemiyorlar. Sonunda 20 saat uykusuz tren yolculugunun da etkisiyle gene kan beynime sicriyor, gene itiyorum bir tanesini, sert bir dille takip etmeye devam ederse onu Vishnu`nun bile kurtaramayacagini soyluyorum, sonunda defolup gidiyorlar. 2 etti bu, Hindistan beni sakinlestirmek yerine iyice saldirganlastirdi, ama neyseki sadece 2 gun kaldi bu memleketten kurtulmama. 

Dar sokaklardan ilerleyerek yolumuza devam ediyoruz, arkadan bazi ilahiler duyuyorum. Arkama baktigimda birden donup kaliyorum, bambudan hazirlanmis bir sedyenin uzerinde kefene sarili bir cesedi tasiyan 6-7 kisilik kosarak ilerleyen bir grup var. Bu sahneyi daha once belgesellerde gormustum, oluyu yakmaya nehir kiyisina goturuyorlar, fakat boyle aniden gormeyi beklemiyordum dogrusu. Kenara cekilip gecmelerini seyrediyoruz, sonra da yolumuza devam ediyoruz. Sonunda aradigim oteli goruyorum, Ispanyollar tavsiye etmisti burayi memnun kalmislar, ama aninda 2 kisi takiliyor pesimize, kendi buldugumuz otele bizimle gelip, bizi kendileri getirmis gibi komisyon almaya calisacaklar. Dovsen oldursen gene gelecekler, artik hakikaten caresiz durumdayim. Gidiyoruz otele, tek bir odalarinin kaldigini soyluyorlar, o da pahali. Soluklanmak icin balkonlarina gidip bakiyorum, orada Ganj`in buyuleyici manzarasi ile karsilasiyorum ve bu beni biraz olsun rahatlatiyor. Bu sirada birisi geliyor yanima, bakiyorum Rishikesh`de beraber yoga dersine katildigimiz Ispanyol kiz, pek seviniyoruz birbiribizi gorunce. Fakar o bu gece ayriliyormus Varanasi`den, benim geldigim yon olan Agra`ya gidiyormus. Bir sure konustuktan sonra hem onunla hem de Belcikaliyla vedalasiyorum, Nicolas`in kalacagini soyledigi Vishnu Guest House`a dogru yoneliyorum. Burasi oldukca guzel gozukuyor, avluda bir suru Japon var. Ustelik hostel tarzi koguslari da varmis, gecesi 50 rupi, hemen yerlesiyorum. 10 yataklik kogusta sadece 3 Japon ve ben kaliyoruz, Japonlar benim sonraki destinasyonum olan Nepal`den yeni gelmisler, ove ove bitiremiyorlar. 

Bir sure muhabbet ve siesta`dan sonra nefis Ganj manzarali restoranta cikiyorum, inanilmaz huzurlu bir ortam, burada sakin seyreden, neredeyse bir gol gibi olan Ganj muazzam gozukuyor. Bir sure sonra Nicolas giriyor avluya, selamlasip muhabbete basliyoruz. Varanasi 2000 yillik, uzerinde hala yasamin devam ettigi dunyanin en eski sehirlerinden biri, ama turistleri buraya ceken en onemli ozelligi olu yakma torenleri. Burasi asiri kutsal oldugu icin Hindistan`in dort bir yanindan cesetler yakilmak uzere buraya geliyorlar, boylece tum kotukarmalarindan arinabilecekler. Nicolas ile dogal olarak hemen bu konuyu konusmaya basliyoruz, burada oldugu gunden beri hergun gidip bu torenleri seyretmis, cok etkileyici oldugunu soyluyor. Ayrica oldukca ilginc bir sey daha anlatiyor, bir Sadhu`nun cesedini gormus, rahipler toreni yaptiktan sonra Sadhu`yu bir tekneye yukleyip nhrin ortasina getirmisler ve yakmadan direkt suyun dibine gondermisler. Sirf Sadhu`lar degil, hamile kadinlar, cuzzamlilar, kobra tarafindan isirilip olenler ve bebekler ile kucuk cocuklar da direkt yakilmadan Ganj`a atiliyorlarmis, anlasilan asagisi koca bir mezarlik, oldukca urkutucu bir dusunce. Nicolas`la bir sure daha muhabbet ettikten sonra yolculugun yorgunlugunu atmak uzere erkenden kogusa gidiyorum ve uykuya daliyorum. 


6-11-2004 - Varanasi, Hindistan 

Sabah erkenden kalkmak ve gunes dogusunu seyretmek icin saatimi kurmustum, ama buna gerek kalmiyor, Japonlar`in gurultusu ile uyaniyorum. Saat daha 5.30, delimidir nedir bunlar diye dusunerek yavas yavas giyinip avluya cikiyorum. Gordugum manzara inanilmaz, yuzlerce turist kimisi kucuk kimisi buyuk teknelerle Ganj`a acliyor, resmen savasa giden bir ordu gibiler, demek ki Japonlar da bu tekneleri yakalamak icin erken kalkmislar. Ana olu yakma alani olan Manikarnika Ghat`a dogru ilerliyorum, yol boyunca her metrede birisi tekne kiralamami istiyor, bakiyorum yurunecek gibi degil, allah belanizi versin iyi hadi kiraliyorum diyerek pes ediyorum. Saati 40 rupi`ye kucuk bir tekne sahibi ile anlasiyoruz ve suya aciliyoruz, ama acikcasi bu ceset dolu nehre dusme fikri beni oldukca endiselendiriyor. Bu sirada gunes de karsi kiyidan yukselmeye basliyor, son derece etkileyici bir manzara, Varanasi de gercekten gorkemli bir sehir, yavas yavas olu yakma bolgesine dogru ilerliyoruz. 

Uzaktan yana atesler gozukuyor,resim cekmeye basliyorum, tekneci beni uyariyor, resim cekmenin yasak oldugunu soyluyor. Tonlarca odunun yuklu oldugu buyuk teknelerin yanina geliyoruz ve atesleri seyretmeye basliyoruz, ancak kendimi cok kotu hissediyorum, midem hala duzelmedi, korkunc bir bulanti var. Buradan ayrilmak istedigimizi soyluyorum, otelin bulundugu bolgeye geri donerken ise Hindistan`la ilgili hemen her kitapda rastladigim bir manzara karsiliyor beni, bir inek lesi uzerindeki les yiyici kuslar afiyetle onu yerken yavasca nehirde akintiyla birlikte suruklenerek ilerliyor, biraz otede insanlar bu suyun icinde yikaniyorlar ve ufak damlalari iciyorlar. Artik bu son nokta, dayanamiyorum, tum midemi bosaltiyorum Ganj`a ve bu `kutsalliga` ben de bir katkida bulunmus oluyorum. Biraz rahatliyorum, sehir gercekten buyuleyici. 2000 yilin etkisini uzerinde tasiyor, ama bu sabah bunu kaldiracak durumda degilim, otele geri donuyorum. 

Kahvaltimi yaparken Nicolas geliyor, hasta olmus, o yuzden bu sabah erken kalkip tekne turu yapamamis. Ikimiz de yarin Nepal`e gecmeyi planliyoruz, bir seyahat acentesine gidip Varanasi-Pokhara/Kathmandu biletlerimizi 500`er rupi`ye aliyoruz, Nicolas Katmandu`ya ben Pokhara`ya gidecegim. Bir sure eski sehrin sokakalrinda yurudukten sonra tacizlerden sikilip otele geri donuyoruz, biraz kestirmeye calisiyorum, uyuyamayinca butce planlamasi yapiyorum. Hindistan`da gunde 11$ harcamisim, gene planladigim gunde 10$ limitini tutturamadik, anlasilan Malezya veya Endonezya`yi, veya her ikisini birden iptal etmem gerekecek. 

Saat 5`de Nicolas ile olu yakma bolgesine gitmeye karar vermistik, sozlestigimiz uzere yola cikiyoruz. Gittigimizde hava kararmak uzere, ama onlarca ates yaniyor. Oradakilerden biri yandaki binanin tepesine cikmamizi oneriyor, cikiyoruz, iceride bir suru asiri yasli Hintli var, burada olmeyi bekliyorlarmis. Asagisdaki manzara inanilmaz, saydigima gore 20 ceset ayni anda yaniyor, ve komurlesmis cesetler acikca secilebiliyor, donup kalmis durumdayim, hic birsey dusunemiyorum. Yanda baska bir ceset daha bekliyor, bir olu yakma islemi bitince hemen yenisi geliyor, resmen bir fabrika gibi burasi. Oluleri yakanlar toplumun en alt katmani olan `kast disi`lar, olu yakanlarina dom deniyor, surekli atesi harmanliyorlar, kokuyu onlemek icin tozlar atiyorlar, kulleri ve tam yanmamis ceset parcalarini alip nehre firlatiyorlar. Aileler bir kosede bekliyor, ama aglamiyorlar. bu onlar icin sadece yeni bir asama, olu kisi yeniden dogacak. Gerek nehrin uzeri, gerekse kara turistlerle kayniyor, herkes hic konusmadan dehset-saskinlik karisimi bir ifade ile olan biteni izliyor, gercekten guclu bir etki birakiyor insanin uzerinde, Hindistan`daki son gecem bu Hindistan`i en guzel yansitan etkileyici sehirde sarsici bir sekilde sona eriyor.