Karayoluyla Asya Uzak Doğu Gezisi

 

English Version
 
Yazılış tarihi: 16-11-2004
Yazılış yeri: Pokhara, Nepal
 
 
3-11-2004 - Agra, Hindistan 

Sabah 10 civari uyandiktan sonra hemen terasa cikiyorum ve Taj Mahal manzarasi esliginde keyifli bir sekilde kahvaltimi ediyorum. Ancak bu keyif kisa suruyor, otelden disari adimimi attigim an tacizler basliyor. Kaldigim bolge efsanevi yapinin hemen arkasindaki Taj Ganj bolgesi, ve de bu yakinlik nedeniyle en turistik yer. Simdiye kadar Hindistan`da karsilastigim en yogun tacizin burada olacagini guidebook`larimda okumustum, ama gene de bu kadarini beklemiyordum. Sokakta istisnasiz herkes gelip bir sekilde bir sey teklif ediyor, dukkanlardan surekli laf atiliyor, riksovcular is en beterleri. Agra`nin riksovcularinin kotu sohreti ulke sinirlarini asmis, pes etmek, yilmak nedir bilmiyorlar, adami dovsen gene gelip `Rickshaw sir?` diyecek. Hemen yakindaki bilet gisesine gidip bilgi aliyorum, Taj bileti 750 rupi gibi hayvani bir fiyat, ama allahdan 5 adet Agra`nin unlu mekanini daha kapsiyormus bu bilet, ancak hepsini ayni gun icersinde ziyaret etmek kaydiyla. :-) Zaten daha yeni yaptigim uzun yolculuk ve onceki ziyaret ettigim yerlerdeki yogun tacizler sonucu sinirlerim ve midem allak bullak olmus durumda, kendimi tekrar otele atiyorum. Anlasilan bugun biraz daha dinlenip Taj`i yarin ziyaret etmekte fayda var. Hem erkenden kalkarsam hem Taj`i gunes dogarken gorurum, hem de diger yerleri ziyaret edebilirim. 

Bir sure kestirdikten sonra tekrar disari cikip internet cafe`ye gidiyorum, Varanasi tren biletimi bugun bana vereceklerini soylemislerdi. Ama adam garip bir sey soyluyor, dun aksam verdigim 100 rupi`yi kaybetmis, pek sanssiz bir gunmus vb. Geri istemiyor para, ama bileti de yarin getirebilecegini bugunun yetismedigini soyluyor, inanilmaz kilaniyorum, zaten Hindistan beni asiri paranoyak yapti, kimseye guvenemiyorum, hele turist kaziklama baskenti Agra`da birine tamamen guvenmek neredeyse imkansiz. Kos kos disari cikiyorum, yarin gene biletimi alamazsam dukkani baslarina yikma planlari yaparak yurumeye devam ediyorum. Zaten sinirli ve kaygiliyim, gene sumuk gibi bir riksovcu geliyor, 4-5 defa hayir dememe ragmen hala yanimdan gelip israr ediyor, artik kan beynime sicriyor, herifi itiyorum, `Fuck oooof` diye cildirmis bir halde bagirmaya basliyorum, herkes bana bakiyor. Simdiye kadar cok sinirlendim ama hic bu kadar delirmemistim, Hindistan yolculugumu en kisa surede sona erdirmezsem sanirim psikiyatrik tedavi gormem gerekecek. ;-( Neyse, bu tatsiz hadiseden sonra artik tacizlerle bas edemeyecegimi anliyorum ve bir bisiklet kiralamaya karar veriyorum, cok iyi bir kararmis, inanilmaz rahatliyorum, hic bir tacizle karsilasmadan sehri bol bol geziyorum, Agra kalesine kadar gidiyorum. 

Ardindan gun batimina yakin otele donuyorum, bir dus aldiktan terasa cikip milk shake`imi icmeye sira geliyor. Taj`i seyrederek yudumlarken bir de ne goreyim, Altin Tapinak`da tanistigimiz ve daha gecen Jaisalmer`de karsilastigimiz benimle ayni rotayi takip eden Fransiz gezgin Nicolas geliyor terasa. Pek sasiriyoruz, oturup muhabbete basliyoruz, onumuzde kutsal kitap adini taktigimiz rehberimiz `Istanbul to Kathmandu` var, kitabin kapaginda ise Taj Mahal. Ve biz kutsal kitabimizin kapagindaki bu uzun yolculugun bir nevi simgesi haline gelmis olan Taj`in karsisindayiz, inanamiyoruz, gururluyuz, bu keyifli duyguyu ayni yoldan ilerleyen iki gezginin burada paylasmasi cok guzel bir tesaduf. Seyahat uzerine uzun uzun muhabbet ediyoruz, ardindan Nicolas ayriliyor, o da benim gibi Varanasi`ye gidiyormus ama bu gece, orada gorusmek uzere vedalasiyoruz, anlasilan daha cok sik gorusecegiz rotadasimla. :-) 


4-11-2004 - Agra, Hindistan 

Sabah erkenden uyanamadim ve boylece Taj`i gun dogumunda gorme sansini yitirdim, bari en azindan gun batiminda yakalayayim diyorum. Bilete dahil olan yerlerden biri de meshur Fatehpur Sikri, Agra`nin 1.5 saat kadar disinda olan bu yer Hindistan`daki en iyi korunmus Mughal sehri, gormeden gitmek olmaz. Riksova binmeye gittigimde bir Avusturyali da orada, tren istasyonuna gidecekmis, riksov parasini paylasmak icin beraber biniyoruz. Yolda muhabbet sirasinda Fatehpur Sikri`yi gormeye gittigimi ogrenince bana katilmaya karar veriyor, otobus duragina dogru yola cikiyoruz. Burada otobusu beklerken Hint asilli Ingiliz bir kiz ve bir Fransiz-Alman cift de sirayla geliyorlar, rotalari bizimle ayni. Otobus dolduktan sonra hareket ediyor, sohbet ederek gidiyoruz, ana konu tabii ki Bush`un yeniden secilmesi, kimse inanamiyor bu duruma. 

1.5 saat kadar sonra ise Sikri`ye ulasiyoruz, gorkemli bir manzara karsiliyor bizi, 54 m yuksekligindeki Buland Darwaza kapisi. Buradan Jama Mascid`e giriyoruz ve pesimize takilan bir rehberi adam basi 35 rupiye kiraliyoruz. camide unlu bir Sufi dervisinin turbesi varmis, bir ara rehber bizi anlasmali oldugu olan bir saticiya goturuyor, buradan caput alip turbeye baglayacakmisiz. Zaten son zamanlarda onume gelen Hintliyle kavga ediyorum, bu firsat kacar mi? Bir anda siki Musluman kesiliyorum, dinimizin turbelerden medet ummayi yasakladigini falan anlatiyorum, satici sinirlenip `Sen sahte Musluman`sin` diye bagirmaya basliyor, ardindan da ben, kutsal mekan senleniyor bir anda. :-) Sonunda mekandan uzaklasip tura devam ediyoruz, sonraki duragimiz caminin disindaki para ile girilebilen ana hedefimiz olan gorkemli Mughal sehri Fatehpur sikri tabii ki. Burasi gercekten cok iyi korunmus ve bir zamanlar bizde Baburluler olarakta bilinen Musluman imparatorlugun bas sehriymis. Imparator Ekber`in Hindu, Turk ve Hristiyan olmak ozere 3 karisi varmis ve zamaninin cogunu burada bu dinleri harmanlayarak yeni bir gorus yaratmaya calisarak, sehire butun dinlerin izlerini tasiyan yapilar insaa ettirerek gecirirmis, gercekten ilginc bir sahsiyet. Rehberinde yardimiyla biraz hayal gucunuzu kullandiginiz zaman buranin o zamanlarki hali kafanizda biraz olsun canlaniyor, gercekten etkileyici bir yer. 

Fatehpur Sikri'de yaklasik 2 saat kadar gecirdikten sonra digerleri yemek yemeye gidelim diyor, ben Taj Mahal`e gidecegim daha, ama nasil olsa daha vakit var diye agirdan aliyorum. Yemekten sonra vedalasiyoruz ve ben Agra`ya giden otobuslerden birine biniyorum, fakat bir miktar gittikten sonra birileri otobusun onunu kesiyorlar ve soforu yaka paca asagiya indiriyorlar. Megerse herif onceden kaza yapmis ve durmamis, carptigi arabadakilerde donus yolunda pusu kurmuslar buna. Baska birisi geciyor sofor koltuguna, bir miktar gidiyoruz, sonra otobusu kenara cekip gidiyor herifcioglu. Ayvayi yedik, Aksam Varanasi`ye gidiyorum, buradan Taj Mahal`i goremeden gidersem kanser olurum uzuntumden. Oldukca uzun bir sure baska bir vasita bekliyoruz, sonunda yerel bir otobus geliyor, ama yol uzerindeki butun koylerde durarak kaplumbaga hizinda ilerliyor. Gun batimina birsey kalmadi, sehre sonunda ulastiktan sonra kostura kostura gisiyorum Taj`a, tabii ki kaciriyorum gun batimini, hava kararmadan alelacele geziyorum, ama yetmiyor tabii ki, bir kac saat kalmak lazim ki burada tam buyusunu yakalayasin. Kaliyorum 1-2 saat daha, ama karanlikta, neyse ki gene guzel, bocekler gelmesin diye isiklandirmanin olmamasi dezavantaj tabii. En etkileyici kisim ise muhtemelen mezar odasi. Iceride klasik anitkabirlerde oldugu gibi 2 adet sahte kabir var, asil mezarlar alt katta. Aslinda 2 mezar olmasi planlanmiyormus, Sah Cihan Taj`in tam karsisinda, nehrin oteki tarafindan bu sefer simsiyah bir Taj Mahal yaptirmak istiyormus, ama bunu yapamadan oglu Alemgir tarafindan tahttan indirilmis. Olunce de gene oglu tarafindan Taj`in icinde biricik aski Mumtaz Mahal`in yanina gomulmus. Ancak ironik bir sekilde Taj`in mukemmeligine tek golgeyi yaraticisinin mezari dusuruyor, Sah Cihan`in sonradan eklendigi her halinden belli olan kabri icerideki muazzam simetriyi bozuyor. Gene de bu iki olumsuz asigin kabirlerinin basinda huzunlenmemek mumkun degil. 

Taj`la vedalastiktan sonra ve yolda bir kac saticiyla daha bogaz bogaza geldikten sonra tren biletimi almak icin din kardeslerimizin islettigi internet cafe`ye gidiyorum. Neyse ki korkularim bosa cikiyor, almislar bu gece icin Varanasi tren biletini. Bu guzel insanlarla vedalasiyoruz ve sirt cantami almak icin otele gidiyorum, ardindan da bir riksova atlayip yola cikiyorum. Tren istasyonun onunde bekleyen 3 backpacker var, onlarla muhabbete basliyoruz. Ikisi 50 yaslarinda Almanlar, biri de genc bir Hollandali. Almanlar oldukca keyifli tipler, bir tanesi karayoluyla Iran-Pakistan uzerinden geldigimi ogrenince iyice ilgileniyor, megerse ayni yolculugu 20 sene evvel yapmis, eski tufeklerden anlasilan. Onunla bu ulkelerin eski ve bugunku halleri uzerine muhabbet ediyoruz, ne kadar degistigini anlatiyor. Ardindan Almanlarin treni geliyor, Jaipur`a dogru yola cikiyorlar, biz de Hollandali ile beraber Varanasi trenini beklemeye basliyoruz. Yaklasik 1 saatlik bir rotardan sonra geliyor tren, Hollandali 1. sinif kompartimanina gidiyor, ben ise 2. sinif ranzali vagonuma. Icerisi tam bir sok, vagonda yaklasik 100 kisi var, simdiye kadar Hindistan`da bindigim en kalabalik tren. Icerideki tek yabanci benim, ranzalar oyle bir yerlestirilmis ki icersi tam balik istifi, nefes alinmiyor, gayet klostrofobik, neredeyse bir denizaltida gibi hissediyorum kendimi, anlasilan zor bir gece olacak.