Karayoluyla Asya Uzak Doğu Gezisi

 

English Version
 
Yazılış tarihi: 26-10-2004
Yazılış yeri: Udaipur, Hindistan
 
 
21-10-2004 - Rishikesh, Hindistan / Haridwar, Hindistan 

Kaldigim Ashram`in karsisindaki tapinakta calinan canlar sayesinde onceki gece kurdugum saatime gerek kalmadan uyaniyorum. Erken uyanmak istememin bir sebebi var. Bu Rishikesh denen yer dunyanin yoga merkezi kabul ediliyor, her tarafta yoga kurslari var, fakat bendeniz `Off bugun kim ugrasacak, yarin yaparim` diye diye bu isi de basariyla erteledim. Aslinda ilgimi ceken bir konu degil yoga, illa bu tur birsey yapacak olsam meditasyon falan yapmak isterim, fakat bugun buradan ayriliyorum ve bu yerel aktiviteyi yapmadan gidersem kendimi kotu hissedecegim. 

Onceki gun internet cafe`de bazi ilanlar gormustum, onlara bir bakayim diyerekten yola cikiyorum. Ilanlara bakiyorum, fakat kurslarin hemen hepsi sabahin erken saatlerde baslamislar bile. Belki yolda birseyler bulurum diye yururken bir cafe`nin onunden geciyorum, oturan batililardan biri bana anlamadigim bir dilde birsey soyluyor. `Buyur?` diyorum, o zaman Ingilizce konusmaya basliyor. Ispanyol`mus, benim de Ispanyol olabilecegimi dusunmus, o yuzden de kendi dilinde seslenmis. Otur bir cay icelim diyor, neden olmasin diyip oturuyorum. Masada ondan baska bir de Ispanyol kiz ve Avusturyali bir eleman var. Muhabbet ederken kiz birden ayaklaniyor, yoga kursuna yetismesi gerektigini soyluyor. Oha diyorum, koruyucu melegim gene yalniz birakmadi beni, gokte ararken yerde bulduk kursu. Kizdan biraz bilgi ediniyorum, 100 rupi`ye ozel ders gibi birseymis, o da daha dun baslamis ilk defa, istersen sen de gel diyor, canima minnet diyip ona katiliyorum. 

Ganj kiyisindaki bir otelin guzel manzarali terasina cikiyoruz, orada bir alani yoga salonu yapmislar, ki Rishikesh`de hemen her otelin ve ashram`in zaten boyle bir yoga salonu var. Salonda bizi Hintli hocamiz karsiliyor, oldukca sportmen gorunumlu bir adam. Once isinma egzersizlerine basliyoruz, ardindan daha zor hareketler geliyor ve ben ufaktan dagilmaya basliyorum. Formsuz vucudumu zorlayan hareketler bir yana, en cok dengede durma gayretleri anami aglatiyor. Sonunda yarim saat kadar dayandiktan sonra `Hocam mokunu yiyim ben dayanamiycam duralim artikin!` diyorum, o da gulerek `Merak etme bitti zaten neredeyse, simdi nefes alma egzersizlerini de yapip bitirecegiz` diyor. Bu egzersizleri de yaptiktan sonra hocayla muhabbete basliyoruz, buradaki genclerin cogunun hippy gibi giyindigini fakat iclerinin ne kadar bos oldugunu, Sadhu diye gezen Hintlilerin hemen hicbirinin aslinda samimi olmadiklarini anlatiyor, akilli bir adam. O bir yetenek gelistirmis ve para kazaniyor, sokakta esrar cekip de batililardan ruhaniyet adina para dilenenlere de dogal olarak gicik oluyor. `Eskiden gercek Sadhu`lar Himalayalar`a cikar orada tek baslarina omurerini gecirirlerdi, simdi Sadhu gecinenler turistik merkezlere gelip hayatlari boyunca dileniyorlar` diyor, hak vermemek mumkun degil. Hocayla bir sure muhabbet ettikten sonra hem onunla hem de Ispanyol kizla vedalasip check-out yapmak uzere kaldigim ashram`a donuyorum. 

Buradan Jaipur`a gitmek istiyorum, fakat otobusler 1 saat mesafedeki Haridwar`dan kalkiyor, oncelikle oraya gitmem lazim. Allahdan riksovlar dolmus uslu gidiyormus, pata kute 45 dakikada gidiyoruz. Haridwar`a girerken bizi yaklasik 30m boyunda devasa bir Shiva heykeli karsiliyor, dagiliyorum. Neden bilmiyorum ama Hint tanrilari arasinda en cok hayran oldugum `yokedici` Shiva. Gorkemli heykelin ardindan terminale gidiyoruz ve 4 arabasina biletimi aliyorum. 2 saat kadar vakit gecirmem lazim, Zafer agabeyin kitabinda burada Ganj`in kenarindaki ghat`larda surekli insanlarin yikandigi anlatiliyordu, burasi da cok kutsal bir sehir. Ogle sicaginda beynim piserek nehir kiyisina gidiyorum, yikanan yuzlerce haciyi seyrediyorum, ardindan da 4`e dogru terminale geri donuyorum. Simdiye kadar Hindistan`da hep dokulen normal otobuslerde sehayat ettim, simdiki otobus allahtan Delux denilen tipte. Gerci bizdeki en uyduruk otobusten daha kotu, ama gene normal otobuslerle karsilastirilinca limuzin gibi kaliyor. Otobuste benden baska bir de Israilli cift var, onlarda benimle benzer bir rotayi takip ediyorlarmis. Yanima Hintli iyi Igilizce konusan bir adam oturuyor, onunla muhabbet ederek yolculga basliyoruz. 

Yaklasik 6 saat sonra otobus Delhi`ye variyor, aman allahim, kitaplarda anlatilandan daha korkcunc bir trafik ve de kirlilik. Pakistan`da Lahore`u gordukten sonra Hint altkitasinda hic bir buyuk sehire gitmemeye karar vermistim, ne kadar dogru bir karar verdigimi simdi anliyorum. Otobus terminale gelince camdan bakan Israillileri goren yaklasik 15 kisilik bir riksovcu ordusu otobusle beraber kosmaya basliyorlar, asagi insek parcamiz kalmayacak. Neyseki inmiyoruz, yeni yolcular bindikten sonra bu luzumsuz sehirden zor da olsa ayriliyoruz. 


22-10-2004 - Jaipur, Hindistan 

Fena sayilmayacak bir otobus yolculugunun ardindan sabah 5 gibi Jaipur`a ulasiyoruz. Endiseli halim devam ediyor, sabah erken olmasina ragmen riksovcularin saldiracagina kesin gozuyle bakiyorum. Terminale giriyoruz, fakat hayret, sadece 2 riksovcu bizi karsiliyor, bosuna endiselenmisim demek ki o kadar. Israilli cift ile beraber bie yere oturuyoruz, guidebook`larimizdan otel bakmaya basliyoruz. Ben Jaipur`un en populer guesthouse`u olan Evergreen`i seciyorum, onlar baska bir yere gitmeye karar veriyorlar. Vedalasip ayriliyoruz, Evergreen`e gitmek icin riksovcu ile 25 rupi`ye anlasiyoruz, hayret o da gayet efendi bir adama benziyor. Evergreen`de ise gene klasik `single oda yok` cevabini aliyorum. Bununla heryerde karsilasiyorum, kimi zaman gercegi mi soyluyorlar yoksa daha fazla para almak icin mi double oda veriyorlar emin olamiyorum. Tek basina seyahat etmenin buyuk bir dezavantaji bu, yalniz seyahat eden cok insan var, zaten az olan single`lar hemen doluyor. Surekli olarak 2 kisi seyahat ediyor olsaydim kalacak yer masrafi bayagi bir azalacakti. Neyse, sabahin korunde baska otel arayacak durumda degilim, 200 rupi`ye bir double`a yerlesiyorum, en azindan kendi tuvaleti ve sicak sulu dusu var. 

Yaklasik 2`ye kadar uyuduktan sonra sehri gezmeye basliyorum, kotu bir baslangic oluyor. Otobuste surekli endisesini yasadigim satici, riksovcu vb tacizleri yogun bir bicimde basliyor. Gorulecek yerlerin cogunun oldugu eski sehre yurumekte hata etmisim, dakika basi bir sozlu tacize ugruyorum, yilmak bilmiyor herifler, aklimi kaciracagim. Sonunda bol bol `Fak yu eshol!` seklinde guzel Ingilizcemi konusturduktan sonra pembe sehir olarak da bilinen eski sehrin surlarina ulasiyorum. Bu sehrin pembe olmasinin ilginc bir hikayesi olmasinin isterdim, fakat maalesef yok. 1800`lerde mihrace Ingiliz kralini iyi karsilamak icin sehri pembeye boyatmis, olay bundan ibaret. Ilk olarak guidebook`umda hakkindaki yaziyi ilgi ile okudugum Jantar Mantar`a ulasiyorum. Burasi benim icin onemli, Jaipur`un kurucusu olan Maharaja Jai Sing savasciliginin da otesinde astronomi sevgisi ile bilinirmis. Bircok gozlem evi yaptirmis, Jantar Mantar`da bunlarin en unlusu. Iceride o donemlerde, yani 1700`lerde Maharaja`nin yaptirdigi bircok tastan astronomik cihaz var, oldukca ilginc bir yer, tabii bir de rehberim olsa ve bunlarin herbirinin tam olarak ne ise yaradigini anlatsa daha da iyi olacak. Sonraki duragim Hindistan`la ilgili en bilinen yapilardan biri olan Hawa Mahal. Mihrace`nin esleri buradan sehir hayatini seyrederlermis, bir suru ufak odasi var. Fakat biraz hayal kirikligina ugruyorum, belgesellerde falan oldukca buyuk bir yapi olarak gozukurdu burasi, aslinda gayet kucuk bir yermis. 

Gorulebilecek yerlerin cogunu gordum, fakat satici, riksovcu taifesi beni canimdan bezdirdi, o yuzden bu kalabalik sehirde daha fazla kalmaya gerek olmadigina karar verdim. Yarin sabah erkenden Pushkar`a cufcuflamak en iyisi olacak sanirim. Kafamda bu planlari yaparken acikiyorum, restorana gidiyorum. Bir de ne goreyim, menude biftek oldugu yaziyor. Ete hasret kalmis durumdayim, hemen bir tane siparis ediyorum. Devasa birsey gelyor, fakat korkunc bir tadi var. Sonra otobuste tanistigim Hitlinin soyledikleri aklima geliyor, et yiyecekleri zaman cogunlukla keci yerlermis herhangi bir kutsalligi olmadigi icin. Muhtemelen su an benim onumde duran sey de keciden baska bir sey degil. Yemegin bir kismini zar zor bitirdikten sonra odama cikiyorum, fakat canim inanilmaz bira cekiyor. Onceden etrafta biraz bakinmistim fakat alacak bir yer bulamamistim. Otelin merdivenlerinde gazete 
kagidina sarili birseyler icen 2 eleman goruyotum, yanlarina gidip ickileri nereden aldiklarini soruyorum, onlarda bana tarif ediyorlar. 2 bira alip geri donuyorum, elemanlarla muabbete basliyoruz. Amerikalilarmis, bu seyahatte ilk defa karsima cikiyorlar. Guney Hindistan`da Goa`dan yeni gelmisler ve bir hayli mutsuzlar, saticilarin ve riksovcularin surekli rahatsiz etmeleri daha ilk gunden onlari da canlarindan bezdirmis. 1-2 saat kadar icip muhabbet ediyoruz, sonra da odalarimiza donuyoruz.