Karayoluyla Asya Uzak Doğu Gezisi

 

English Version
 
Yazılış tarihi: 25-09-2004
Yazılış yeri: Isfahan, Iran
 
 
22-09-2004 - Tahran, Iran 

Sabah Tahran`da otelimizdeyiz ve bir fire vermeye daha hazirlaniyoruz. Hollandali Michael davet edildigi koye gitmek uzere yola cikacak. Yolculuguna Hollanda`da baslamis, karayoluyla seyahat ediyor. Amaci Hindistan`a gitmek ve orada 1 sene kadar kalmak. Grup ruhuna pek uygun davranmasa da iyi bir cocuk, uzuluyorum gidecegi icin. Neyse, Michael ile vedalasiyoruz ve ardindan Jerome ile internet cafe`ye dogru gidiyoruz. Internet cafe`de yanimda uzun sacli bir eleman oturuyor, konusmaya basladigimizda hayretler icersinde kaliyoruz. O da bir Turk, Meltem gibi Almanya`da yasiyor ama. Burcak adli bu Turk backpacker Iran`a daha once de gelmis, burayi cok seviyor. O da Hindistan`a dogru yol aliyor, fakat bir problem var, Hindistan vizesini once almis, buradaki Pakistan elciligi bu yuzden zorluk cikartiyor, vizeyi gidip Ankara`dan almasini soyluyor, dogal olarak kafasi bozuk. Insanlarla cok rahat anlasiyor, mir miktar Farsca biliyor, Azeri Turkcesini cok iyi konusuyor. Onu gordukten sonra kendime kiziyorum dersime calismadigim ve az bir miktarda olsa Farsca ogrenmedigim icin. Bu arada Jerome`un da baska bir backpacker ile Fransizca muhabbet ettigini goruyorum. Cocuk gittikten sonra Jerome aralarinda gecen uzucu muhabbeti anlatiyor. Eleman ucuz otellerin bulundugu meydanda iken polis kiyafeti giymis soyguncular geliyorlar ve bizimkini korkutup butun parasini aliyorlar. Bu sahte polis hadisesinin Iran`da sik karsilasilan bir problem oldugunu duymustum, ama bu kadar yakinimdan ilk defa geciyor. 

Tahran`da yeteri kadar vakit harcadim, amacim aksam Isfahan`a gecmek. Burcak bildigi iyi bir seyahat acentesi oldugunu soyluyor, bilet almak uzere gidiyoruz. Aksam 10`a 3300 Tumen`e biletimi aliyorum. Otele donup check-out yaptiktan sonra Burcak Kuzey Tahran`a gidecegini, istersem ona katilabilecegimi soyluyor, tamam diyorum. Oncelikle metro ile son duraga kadar gidiyoruz. Burada devasa Alborz daglarini olanca gorkemiyle yeniden goruyorum, fakat bu sefer ciplaklar, Kuzey Iran`da oldugu gibi yemyesil degiller. Gene de cok etkileyiciler, bulundugun sehrin boyle yuce daglarin golgesinde olmasi cok guzel. Burcak bu daglarin kisin kayak icin cok uygun oldugunu soyluyor, umarim bir gun yeniden sirf kayak yapmak icin gelebilirim. Bundan sonrasina otobusle devam ediyoruz. Burcak buralarin zengin semtleri oldugunu soyluyor. Gercekten bambaska bir Iran var karsimda, inanilmaz luks muhitleri, luks arabalarin direksiyonundaki genc kizlar ile refah icindeki Iranlilarin bolgesi. Bu bolgeleri bir miktar gezdikten sonra otobusume yetismek icin yola cikiyoruz. Burcak`la ve Iran`daki seyahat yoldaslarimdan son kalan Jerome ile vedalastiktan sonra terminale gitmek uzere metro ile yola cikiyorum. Yolda Tahran`i dusunuyorum, sanirim burdan en cok her kosebasinda yer alan milk-shake satan dukkanlari hatirlayacagim. Her dukkanda 5-6 mixer yanyana dizilmis, her mixer`de degisik renklerde sivilar. Muzlu, kavunlu, mangolu ve hatta hurmali birbirinden leziz shake`ler. Alkol icemiyorum ama bu acigi shake`ler rahatlikla kapatiyor. 


23-09-2004 - Isfahan, Iran 

Otobus bekledigimden cok daha kisa bir surede, sabah 3.15 gibi Isfahan`a ulasiyor. Yolculuk boyunca muhabbet ettigimiz genc ucak muhendisi ile vedalasiyorum ve terminalden 1000 Tumen`e anlastigim taksi ile Amir Kabir Hotel`e dogru yola cikiyorum. Burasi Lonely Planet`da ilk sirada listelenen hotel, backpacker`lar arasinda oldukca populermis. Hostel hizmeti de veriyorlar, bir kac kisilik koguslari var. Amacim bu koguslarda kalarak hem daha az para harcamak hem de diger gezginlerle tanismak. Hotele geldigimde mukemmel Ingilizce bilen gorevli beni karsiliyor. Fakat maalesef koguslarin hepsi doluymus, beni gecici olarak 3 kisilik bir bos odaya yerlestiriyor. Gene yolda uyuyamadim, bu yuzden hemen yatiyorum. 

Sabah 12 gibi uyaniyorum. Asagi resepsiyona iniyorum, bir de ne goreyim, Meltem de burada. Benden once Isfahan`a gelmisti, burayi cok sevmis, o yuzden bir suredir buradaymis. Bir Kanadali ve bir Japon backpacker ile ayni odada kaliyormus. Bunlarin disinda hotel backpacker`lar la kayniyor. En cok Almanlar ve Japonlar var, bunlarin disinda Ingilizler, Cekler, Fransizlar da mevcut, 25-30 tane backpaker var hotelde. Yeniden boyle bir backpacker duraginda olmak guzel. Gorevli hala koguslarda bos yatak olmadigini soyluyor, bunu uzerine istemeyerek tek kisilik bir odaya geciyorum, fiyati 5.500 Tumen. Daha sonra Meltem`in ekibiyle disari yemek yemeye cikiyoruz. Artik anlasilan burada Falafel`e talim edecegiz, ben de tum ekip gibi 500 Tumen`e bir Falafel yiyorum. Bu sirada Kanadali elemanla muhabbet ediyoruz. O da benim guzergahin benzerini yapiyor, ama tersden. Tayland`dan yola cikmis, Londra`ya dogru karayolu ile seyahat ediyor. Burayi cok sevmis, 2 haftadir Isfahan`daymis. 

Yemekten sonra gruptan ayriliyorum ve Isfahan`i turlamaya basliyorum. Ilk izlenimlerim buranin oldukca duzenli ve de sakin bir sehir oldugu. Ayrica her yeri guzel bir sekilde agaclandirmislar, bu da insanin icini aciyor. 2 km kadar dumduz yurudukten sonra Isfahan`i ikiye bolen Zayande nehrine ulasiyorum. Ve karsimda tum ihtisamiyla bana Pers`de oldugumu hatirlatan muazzam Si-o-Se koprusuyle karsilasiyorum. 1602`de insa edilmis bu kopruyu bol bol resimliyorum ve uzerindeki oturaklarda konakliyorum. Kitabimi cikarmis haritaya bakarken yanima 2 genc geliyor. Bir tanesi Ingilizce konusuyor, IT okuyormus, koprunun uzerinde cesitli konular hakkinda sohbet ediyoruz. Ertesi gun bana sehri gezdirebilecegini soyluyor, telefonunu veriyor. Gencle vedalastiktan sonra nehrin karsi kiyisina geciyorum ve cimenlere uzaniyorum. Inanilmaz huzurlu bir ortam, yolculugun basindan beri kendimi hic bu kadar iyi hissetmemistim. Yalnizim, kafama estigi gibi dolasiyorum, muazzam bir sehirdeyim. Seyahatin basindan beri keyifliydim, ama birseyler eksikti. Ben ki Avrupa sehirlerinde gunde 8-9 saat araliksiz yururdum, ayaklarim parcalanirdi, niyeyse bu simdiye kadar bu seyahatte olmamisti. Fakat sehrin muazzamligi ve yalniz olmam birlesince eski formuma cabucak kavusuyorum. Ustelik burada turistlere alisik olduklari icin oyle dik dik bakanlar da yok. Gerci tek basima yururken zaten genelde beni Iranli zannediyorlar, kitap veya harita cikarmasam hic renk vermiyorum. 

Bu sefer ki istikametim meshur Naghshe Jahan meydani, ya da daha bilinen adıyla Imam meydanı. Buranin dunyanin sayili meydanlarindan oldugunu duymustum, yaklastikca heyecanim artiyor. Ve sonunda ulastigimda bekledigimin cok uzerinde bir guzellikle karsilasiyorum. Pers sanatinin, mimarisinin en muazzam ornekleri olanca gorkemiyle karsimda duruyor. Meydandaki Persler`e ozgu camiler muazzam cinilerle kaplanmislar, mavi tonun hakim oldugu bu yapilardaki ayrintili isciligi inceledikce aklim basindan gidiyor. Artik Dogu`da olduguma tamamen ikna olmus durumdayim. Sah Abbas bu yapilarin bitmesi icin 26 yil beklemis, ama fazlasiyla degmis. Meydan yerli ve yabanci turistlerle kayniyor. Bir miktar vakit gecirdikten ve bol bol fotograf cekdikten sonra otele donuyorum, ama bu guzellik karsisinda icim icime sigmiyor. Hotelin yakininda bir falafel daha yedikten sonra gene duramiyorum, bu sefer de aksam goreyim su nehir kiyisini diyerek yurumeye basliyorum. Etraf inanilmaz kalabalik, butun halk sokaklarda, daha once geceleri bu kadar kalabalik bir Iran sehri gormemistim. Nehir kiyisi da cok kalabalik, isiklandirmayla bambaska bir havasi var bu sefer. Bol bol o bayildigim muz ve kavunlu milk-shake`lerden icerek ortamin keyfini cikartiyorum. Hotele dondugumde butun gun yurumekten ayaklarim parcalanmis durumda, ama bu benim icin mutluluk verici birsey, eski formumu yakaladigimin en buyuk kaniti. 

Tam yatmaya hazirlanirken ise disaridan bagrismalar duyuluyor, ne oluyor diye merak edip disari cikiyorum. Yan odalardan birinde kalan 3 Ingiliz`in oadasina hirsiz girmis ve 2500$ gibi buyuk bir miktarda paralari calinmis. Haydaa, 2 etti bu, yakinimda gene bir soygun. Umarim benim de basima gelmez. Ama isin dogrusu da Ingilizler pek akillica davranmamislar, bu kadar buyuk bir meblayi odada birakmak cok yanlis. Ben butun parami yanimda tasiyorum, sokakta soyulma ihtimalim odamin soyulmasi ıhtimalinden cok daha dusuk. Neyse, bir sure sonra bagirtilar kesiliyor ve ben de yatagima donuyorum... 


24-09-2004 - Isfahan, Iran 

Sabah erkenden kalktim, gene gezmeye hazirim. Once camasirlarimi yikanmasi icin resepsiyona veriyorum, ardindan gene yola dusuyorum. Ilk duragim 40 sutun anlamina gelen Chehel Sotun Sarayi. Sarayin icinde Persler ve cesitli milletler arasinda yapilan savaslar muazzam bir sekilde duvarlara resmedilmisler. Cok da guzel bir bahcesi ve cayevi de var buranin, bir cay ictikten sonra Hasht Behest Sarayina dogru yoneliyorum. Buranin bahcesindeki asirlik agaclarin altinda bir sure dinlendikten sonra ise ayaklarim otomatikman Naghshe Jahan meydanina yoneliyor. Dun doyamadim bu meydana, yeniden gormem lazim. Fotograf cekerken bir genc yanima geliyor, nereden oldugumu soyluyor. Murteza adindan bir Azeri genci, beni calistigi haliciya davet ediyor ve cay icip ulkenin durumu hakkinda konusuyoruz. Vedalastiktan sonra sehri turlamaya devam ediyorum, ve biraz kestirmek uzere hotele geri donuyorum. Lonely Planet eger Iran`da tek bir yer gorecekseniz burasi Isfahan olsun demis, kesinlikle hak veriyorum buna. 

Aksam hotelin avlusuna gittigimde oturdugum masadaki ciftle muhabbete basliyoruz. Alman bir cift, 2 motor ile yola cikmislar, hedefleri Avustralya`ya kadar motorla gitmek. Fakat kizin motorunun bir parcasi bozulmus, Almanya`dan siparis etmisler, parca gelene kadar Isfahan`da beklemek zorundalar. Cok tatli, efendi bir cift, saatlerce cay icip muhabbet ediyoruz, baslarindan gecenleri, karsilastiklari asiri misavirperverlikleri anlatiyorlar. Daha sonra vedalasip uyumak uzere odalarimiza cekiliyoruz. Odamda kitabima bakarken artik Iran seyahatimi yavas yavas bitirmem gerektigine karar veriyorum ve ertesi gun Shiraz`a gecmeye karar veriyorum. Burada 1-2 gun kalirim, Persopolis`i gorurum, ardindan Kerman`a gecip 1 gece kalirim ve ardindan Zahedan`da siniri gecerim. Bu hesaplari yaparken uykuya daliyorum...