Karayoluyla Asya Uzak Doğu Gezisi

 

English Version
 
Yazılış tarihi: 21-09-2004
Yazılış yeri: Tahran, Iran
 
 
19-09-2004 - Ramsar, Iran - Tahran, Iran 

Ramsar`da sabah maalesef erken kalkmamiz gerekiyor, ev halki bir dugune gidecekmis, normalde 1`de evden ayriliriz diyorduk, ama simdi ayrilmamiz lazim. Ev halki ile vedalasiyoruz, bizden ve ekstradan kazandiklari paradan cok memnun olan evin hanimi israrla bir gece daha kalmamizi soyluyor. Bizi ikna yontemi ise bir hayli ilginc, vucut dili ile Meltem`e ve bana burada bir gece daha kalmamamizi ve bebek yapmamizi oneriyor. Bir anda oyle kaliyoruz, sonrada kahkahayi basiyoruz tabii.:-) Alem kadin dogrusu. Kocasi ise hala bozuk bize az para aldigi icin. Neyse sonunda vedalasiyoruz ve Tahran biletlerimizi almak icin bilet ofisine dogru yola cikiyoruz. 

Biletlerimizi oglen 3`e aliyoruz, amacimiz bu kadar gelmisken Hazar Denizini gormek. Backpack`lerimizi terminalde emanete biraktiktan sonra yuruyerek Hazar kiyisina gidiyoruz. Niyeyse cok fazla heyecanlanmiyorum, oldukca camurlu, kotu kokan bir deniz bu Hazar Denizi. Gene de ese dosta gordum diyebilecegiz artik. Bu arada Michael deniz kiyisinda bir enjektor buluyor. Pek sasirmiyoruz. Iran`da alkol yasak fakat yogun bir eroin ve opyum kulanimi var. anlasilan bagimlilar buralari da tercih ediyor ucmak icin. Beni burada asil etkileyen Hazar`dan cok gorkemli ve yesile burunmus Alborz daglari oldu, ama gene de bize burayi tavsiye eden Nassir`a biraz kirginim, bu kadar yola degmedigini dusunuyorum. Hava da hala gri, bu sanirim asabimi bozuyor, bana Londra`yi hatirlatiyor. Saat 3`e kadar vakit gecirdikten sonra terminale gidiyoruz. 

Otobuste bir ariza var, yola cikmamiz 4.30`u buluyor. Orobusteki kitle oldukca ilginc, inanilmaz modern gecnler var. Ayaklarinda Converse`leri, baslarinda transparan turbanlari, yuzlerinde makyajlari ile civil civil bir genclik. Belli ki Tahranlilar, buraya tatile gelmisler. Cogu Ingilizce de konusuyor, karsilastigimiz butun gencler de oldugu gibi onlar da bizimle iletisim kurmak icin can atiyorlar, cesitli vesilelerle Ingilizce konusuyorlar bizimle. Televizyonda Iran fimleri seyrederek ilerliyoruz yolda. Ben MP3 calarimda Heavy Metal Mix adini verdigim CD`mi dinliyorum. Birden Morbid Angel basliyor, seytani sarkilarinda sik sik isleyen bu Death Metal grubunu dinlerken birden Iran`da oldugumu fark ediyorum ve bu kontrast oldukca garibime gidiyor. Kulakligimi cikarmis camdan bakarken birden otobusun radyosundan tanidik bir melodi geliyor. Dikkatle dinleyince fark ediyorum ki Mustafa Sandal`in son gunlerde populer olan meshur sarkisi, genc kizlar da el cirparak eslik ediyorlar. Ardindan baska Turkce sarkilar da geliyor, dedigim gibi burada cok yayginlar. 

Otobusun yol boyunca arizalnmasi ve Tahran`daki inanilmaz trafik sayesinde terminale ulasmamiz sabah 1`i buluyor. Iner inmez klasik olarak 5 taksici etrafimizi sariyor ve fahis bir fiyattan pazarliga basliyorlar. Gunlerdir araliksiz seyahat etmekten dolayi yorgun ve gerginiz, Michael ve ben bagira cagira kovuyoruz adamlari. Bir koseye backpack`lerimizi yigmis ne pamak gerektigini dusunurken Tanri`nin meleklerinden biri devreye giriyor. Otobusteki modern gorunumlu kizlardan biri yanimiza geliyor ve mukemmel bir Ingilizce ile yardima ihtiyacimiz olup olmadigini soyluyor. Ucuz otellerin bulundugu Imam Humeyni meydanina gidecegimizi soyluyoruz, o da kendilerinin de o tarafa gittiklerini, istersek beraber gidebilecegimizi soyluyor. Sevinc icinde kabul ediyoruz, kiz, kardesi ve anneleri arti biz taksiye dolusup yola cikiyoruz. Yolda ki muhabbette bizi davet eden Samar adli kizin computer science mezunu oldugunu ve Tahran`da programci olarak calistigini ogreniyoruz. Kiz kardesi de Isfahan`da elektronik muhendisligi egitimi goruyormus. Ikisinin de butun Pers kizlari gibi muhtesem kocaman gozleri var. Sonunda evlerine ulasiyoruz, onlar incekler, biz de meydana devam edip hotel bakacagiz. Fakar birden acelacele aralarinda konusup telefonla birini ariyorlar, ardindan geceyi onlarda gecirmek isteyip istemeyecegimizi soruyorlar. Saskinlik icindeyiz, ama cok da yorgunuz, utana sikila daveti kabul ediyoruz. 

Evlerine gittigimiz zaman turbanlarini cikartiyorlar ve Samar`i tum guzelligiyle gorebiliyorum. Kocaman gozleri, guzel yuzu, asaleti, kibarligi ile tam masallarda gecen turden bir Pers prensesi. Uykusuzluktan midir nedir buyulenmis gibiyim, gozlerimi aliyorum. O ise daha cok bizim sarisin Hollandali Michael ile ilgili gibi, oldun, boyle bir Pers prensesini yakindan gorme ve sarayinda konaklama serefine nail oluyorum ya o da bana yeter. Anneleri de turbanini cikartiyor, ve bu guzelligin sirri anlasiliyor. Tam bir Sah donemi hanimefendisi. Ingilizce bilmiyor ama belli ki cok modern, kizlarinin iyi okumasi icin elinden geleni yapmis. Kizlarin dedigine gore kalmamizdan cok memnun, boylece onlar bizimle Ingilizce pratigi yapabilecekler. Caylarimizi icerken birden kapi caliyor ve bir erkek iceri giriyor. Aradiklari kisi amcalariymis, babalari sanirim rahmetli oldugu icin evde biz varken aileden baska bir erkegin de olmasi sart. Tanisiyoruz, son derece kulturlu, dunyayi gezmis biri. Ama Meltem`in elini sikmiyor, inanclarina bagliymis, biraz muhafazakar anlasilan. Bulundugumuz diger Iran evlerinde oldugu gibi burada da oturacak esya yok, halilara bagdas kurup cay icerek muhabbet ediyoruz. Sabah 4 gibi yataklarimiza dondugumuzde tum yorgunluguma ragmen sevincten uyuyamiyorum, seyahat kitaplarimizda bahsedilen meshur Pers misafirperverligi ve guzelligi ile nihayet tam anlamiyla karsilastik. 


20-09-2004 - Tahran, Iran 

Seyahat kardesligi artik yavas yavas dagiliyor. Herkesin farkli planlari var. Normalde Iran`da en fazla 7 gun kalmayi planliyordum, fakat o kadar memnunum ki sureyi uzatmaya karar verdim. Meltem`in ise Ekim basinda Hindistan`da olmasi gerekiyor. Ben Tahran`da bir kac gun kalmaya karar veriyorum, Meltem ise o bugun Isfahan`a gecmeye karar veriyor. Meltem`le vedalastiktan sonra Michael ve ben Amcabey ile hotel aramaya cikiyoruz. Bizi surekli luks hotellere getiriyor, ona gore tehlikeli olan yerlerde kalmamizi istemiyor. Sonunda kontrolu biz ele aliyoruz ve metro ile ucuz otellerin bulundugu bir bolgeye gidiyoruz. Tahran metrosu cok yeni ve 3 hattan olusuyor. Son derece modern ve de inanilmaz ucuz, bir seyahat sadece 60 tumen. Sonunda aradigimiz turden bir yer bulup yerlesiyoruz. Allahdan otelin resepsiyonundaki cocuk da Azeri, gene rahat iletisim gunleri basliyor anlasilan. Yerlestikten sonra, Tahran`a bizden once gelmis olan Jerome`u ariyoruz ve internet cafe`de bulusmak uzere sozlesiyoruz. 

Yakındaki bir kafede Sadece 600 Tumen`e devasa bir sandvic yedikten sonra Tahran sokaklarini arsinlamaya basliyoruz. Yol boyunca karsilastigimiz Iranlilar Tahran`a gitmememizi soyluyorlardi. Bence kotu bir yer degil, hatta butuk bir yer oldugu ve bu sefer ilgi odagi oladigimiz icin kendimi daha rahat hissediyorum. Ankara`ya benzediginden seviyorum belki de, benzerlikler cok. Gayet duzenli ve de temiz bir sehir, ama gorulebilecek pek bir sey ve de deniz veya nehir yok burada. Bir iki muze, Sah`in eski ikamethagi ve humeyni`nin kabri gorulebilecek bir kac sey. Yollar motordan gecilmiyor, korna gurultusu yok ama korkunc bir motor gurultusu var. Gencler son derece modern, kizlar gene cok guzel. Ama elbetde daha fazlasina aclar. Bir de her tarafda muhtesem taze meyva sulari, shake`ler satan dukkanlar var, durmadan birseyler iciyorum. Fiyatlar bekledigimden cok daha ucuz, gunluk harcamalarim gene 10$ civarinda. Neyse, sehri bir miktar turladiktan sonra internet cafenin oldugu sokaga gidiyoruz, doviz bozanlar da bu sokakta konuslanmis. Bir miktar doviz bozdurduktan sonra internet cafe`de jerome ile bulusuyoruz. Isleri pek rast gitmemis, gitmek istedigi bazi ulkeler icin Fransiz hukumetinin onay belgesi vermesi gerekiyor, fakat guvensiz bulduklari ulkeler icin belge vermemisler, kafasi bozuk biraz. Kaldigi otele de 15$ veriyormus, bizim adam basi 4.000 Tumen verdigimizi duyunca bizim otele gecmeye karar veriyor. Jerome ve Michael internet cafe`de kaliyorlar, ben ise uykusuz oldugum icin hotele gidiyorum bir miktar kestirmek uzere. Aksam cocuklar geliyor, cay esliginde bilimsel muhabbetler yapiyoruz. Bir bira icin herseyi yaparim, ama cay muhabbeti de fena degil dogrusu. 


21-09-2004 - Tahran, Iran 

Sabah Jerome erkenden kalkiyor ve de gene elcilik yollarina dusuyor. Michael ve ben de biraz sehir turu yapalim diyoruz. Devasa Bazar ile basliyoruz tura. Pek mistik degil, sadece asiri kalabalik. Bu arada halici dukkanlarindan birine davet ediliyoruz, oradaki 2 genc kardesle ulkenin politik durumuna dair uzun bir sohbet yapiyoruz. Ikinci diragimiz devrim`den once Sah`in Tahran`daki ikametgahi olan Golistan Sarayi. Saatlerce bu muhtesem yapiyi gezdikten sonra bitkin dusuyoruz, Michael odaya gidiyor, ben de onceden internet cafe`ye gidecegini soylemis olan Jerome`a katilmak usere yola cikiyorum. Yaklasik 3 saattir de bilgisayar basindayim, bu gunlukleri yazmakla mesgulum. Yarin bir fire daha veriyoruz. Tebriz`de yerel bir Azeri Michael`i koyune davet etti. O da bu ilginc firsati degerlendirmek uzere yarin yola cikacak. Ben sanirim 1-2 gun daha Tahran`da kalacagim, sonra da Isfahan`a dogru yola cikacagim. Jerome ise vizelerini beklemek uzere uzun bir sure Tahran`da kalacak. Iyi bir ekip oluturmustuk, uzuluyorum, ama bir yandan da seviniyorum, kendi basina seyahat etmenin, o ozgurlugun tadi da ayri dogrusu. Muhtemelen bir dahaki gunlugu Isfahan`dan yazabilecegim, o zamana dek herkese sevgiler...