Karayoluyla Asya Uzak Doğu Gezisi

 

English Version
 
Yazılış tarihi: 14-09-2004
Yazılış yeri: Dogubayazit, Turkiye
 
 
Nereden baslasam bilemiyorum, fakat sanirim soyleyebilecegim tek sey, daha dogrusu bagira bagira haykirabilecegim tek sey, yeniden yollarda olmanin harika oldugu. 

Yolculugumuz Ankara`da basladi. Yolculugumuz diyorum, cunku son dakikada bir kisminizin bildigi uzere bir seyahat arkadasim oldu. Yolculuga tek basima cikmayi planliyordum, fakat belki katilmak isteyen birisi cikar diye Lonely Planet forumlarina Ingilizce bir mesaj birakmistim. Yaklasik 2 hafta once ise beklemedigim bir mail aldim. Almanya`da yasayan Meltem adinda bir Turk kizi, 3 ay boyunca gonullu calismak uzere Hindistan`a gidecegini ve bu yolculugu benim gibi kara yolu ile yapacagini soyluyordu. Bir kac mail ardindan anlastigimizi gorduk ve yolculugu beraber yapmaya karar verdik. Meltem ayin 12`sinde Ankara`ya geldi ve 13`unde yolculugumuza basladik. 

Otobusteki ilk dakikalarim oldukca stresliydi, kafamda bir suru dusunce vardi. Ne isim var burda, gene dustuk yollara,iyi mi yaptik, kotu mu yaptik diyerek basladim seyahate. Zaman gectikce, doguya yaklastikca, Meltem`le ne kadar iyi anlastigimizi gordukce o gerginlikte yavas yavas yol heyecanina donusmeye basladi. Asil surpriz ise sabah 4 civarinda oldu. Sivas`da yolcu almak icin durdugumuzda otobuse tek basina bir Japon kadinin bindigini gordum. Daha once Faruk Budak ile yaptigimiz bir konusmada, bana bu rota uzerinde bir cok Japon backpacker ile karsilasacagimi soylemisti. Fakat acikcasi bu kadar cabuk karsilasacagimi hic tahmin etmiyordum. Sabaha dogru Japon`un yanina gidip konustugum zaman gercekten o gecenin yorgunlugunu tam anlamiyla silip supurdu. Kendisi 14 yildir Afrika`da yasayan bir backpacker`di, seyahatine Afrika`dan baslamis, Cin`e dogru karayolu ile gidiyordu. Bir de seyahat arkadasi varmis, fakat arkadasi motor ile seyahat ediyor, onunla belirli noktalarda bulusuyorlar. O gunku bulusma yerleri de tabii ki Dogubayazit. Biz bir gece Dogubayazit`da kalip ertesi gin siniri gecmeyi planliyorduk, Japonlar`da ayni seyi planliyormus. Bunun uzerine beraber seyahat etmeye karar verdik. 

18 saat suren uzun ve yorucu bir yolculugun ardindan hepimizi ayaklandiran ve neseya bogan ufukta yuce Agri`nin karli ve bulutlu zirvesini gormemiz oldu, hayatimda gordugum en etkileyici manzaralardan biriydi. Bu arada gene otobuste bulunan ve askerden donen bir Dogubayazit`li gencle konusmaya basladik, bize Iran`da nasil davranmamiz gerektigi konusunda bir cok bilgi verdi. Ardindan muhabbete baska biri daha katildi, bu kez konugumuz mukemmel Ingilizce konusan Iranli bir gencti. Kendisi universite egitimi gormus ve simdi Paris`de master yapmaya hazirlaniyor. Ondan da Iran`da ne kadar sure gecirmemiz gerektigi vb bilgiler aldiktan sonra 19 saatlik yolculugun sonuna geldik ve Dogubayazit`a ulastik. Butun gece uyumamama ragmen, sirf o yolculukta bu kadar cok degisik insanla tanistigim icin son derece mutlu ve enerjik bir haldeydim. 

Terminale yaklasinca motorunun uzerinde uzanmis bir Japon gorduk, bizim Japon kizin yol arkadasi. Konustuklari zaman ogrendik ki motorcu cocuk bir gun erken gelmis ve geceyi Dogubayazit`da gecirmis, siniri da bugun gecmeyi planliyormus. Bunun uzerine bizim Japon kiz da fikir degistirdi ve o da siniri simdi gececegini soyledi. Acikcasi uzulduk, belki de 14 yildir Afrika`da yasiyor olmasindan dolayidir, tanistigim en tatli Japonlardan biriydi. Onlarla vedalastiktan sonra otele dogru 
yola ciktik. 

Hotelimizi yoldayken Lonely Planet`dan secmistik. Dogubayazit`a yaklasik 10 dakika mesafede ve bolgenin en meshur yapisi olan Ishak Pasa sarayinin tam dibinde bir mekan. Otobusten indigimizde gorduk ki oraya ait olan jip bu hotele gidecek olanlari goturmek uzere bekliyor. Lonely Planet, Dogubayazit`in icinde pek fazla sey olmadigini, bu otelin ise hem guzel ve sessiz bir 
lokasyonda oldugunu, hem de her daim backpacker`larin burada bulustugunu yaziyordu. Gidince kitabin yalan soylemedigini anladik. Ishak Pasa sarayinin ve eski Dogubayazit`in kalintilarinin bulundugu inanilmaz guzel bir yerdeydi hotel, tertemiz dag havasi, kisi basi gecelik 3 milyon liralik fiyatiyla bicilmis kaftandi. Gerci tuvalet ve banyo odanin disinda ortak kullanimliydi, ama buna zaten hazirlikliydik, ucuz backpacker yerleri her zaman boyledir. Tipki Lonely Planet`in yazdigi gibi burasi tam bir backpacker mekaniydi. Daha o gun 4 kisilik bir grup Hindistan`dan donmustu, 2 kisi bizim gibi ertesi gin siniri gececekti, 2 kisi bisikletle dunya turu yapiyordu, orta yasli 4 kisilik bir grup ise jiple. Ayrica buradan Kars`a gidecek olan 3 kisilik bir grup daha vardi. Yollari ve bu tur ortamlari inanilmaz ozlemistim, daha ilk gunden binbir milletten insanla tanismak beni resmen yeniden sarj etti. Yollara dusmustuk, yalniz degildik, macera baslamizti. 

Dogubayazit`a yemek yemek ve para cekmek icin gittik. Tipik bir sinir kasabasi, asker kayniyor. Fakat halk turistlere cok alisik. Meltem ve ben Turkce konustugumuzda ise cok sasiriyorlardi, belli ki backpacker tarzi seyahat eden Turkler buralardan maalesef cok sik gecmiyor. Halk inanilmaz konukseverdi, bizimle konusmak, sohbet etmekten buyuk mutluluk duyuyorlardi. 

Dogubayazit merkezinden kaldigimiz yere donup aksama kadar uyuduktan sonra yemek yemek uzere restorana gittik. Burada Cek Cumhuriyeti`nden bir cift ile tanistik. Onlar da benim rotamla hemen hemen ayni sekilde seyahat ediyorlarmis. Cek Cumhuriyeti`nden yola cikmislar ve Avustralya`ya kadar karayolu ile gideceklermis. Ertesi gun de siniri gececeklerini soyluyorlardi, bunun uzerine beraber seyahat etmeye karar verdik. Yolculuk boyunca bu rotada bircok backpacker`la tanisacagima, zaman zaman mini gruplar olusacagina adim gibi emindim, yanilmadigimi gordum, daha ilk gunden 4 kisilik bir grup olustu bile. Cok uzun zamandir gordugum en guzel gokyuzunun, binlerce yildizin ve samanyolunun altinda Iran`dan onceki son biralarimizi keyifle yudumladik ve ertesi gun bulusmak uzere odalarimiza gittik.